Düşüş, alışılmış roman kalıplarını tamamen kırar. Klasik bir hikâye, kahraman, yan karakterler yoktur. Kitap boyunca tek bir kişinin (Jean-Baptiste Clamence) tek taraflı monoloğu vardır. Clamence, Amsterdam’ın sisli barlarında, “México-City” adlı bir barda, karşısına oturan sessiz bir dinleyiciye (ki bu dinleyici aslında biz okuruz) hayatını, suçunu, pişmanlığını ve ironik şekilde “kurtuluş”unu anlatır. Bu monolog tekniği inanılmaz etkilidir çünkü:Okur yargıç koltuğuna oturtulur. Clamence sürekli “Siz de yapardınız, değil mi?” diye sorar.
Savunma ile suçlama arasında gidip gelir. Başta kendini suçlayan bir adam gibi görünür, ama yavaş yavaş anlarsın ki asıl suçladığı sensindir, insanlıktır.
Bence herkes okumalı bu kitabı.