1998 Nobel Edebiyat Ödüllü Jose Saramago’dan okuduğum 3.kitap.Dili biraz ağır kitabı okurken ara ara sıkıldım.Şayet Saramogo’dan okuduğum ilk kitabı olsaydı son kitabı olurdu.
Orijinal adı A Jangada de Pedra olan roman Türkçeye Yitik Adanın Öyküsü ve İngilizceye de The Stone Raft olarak çevrilmiş. Orijinal adının anlamı ise "Taştan Sal" imiş.
İber Yarımadası, açıklanamaz bir şekilde, Fransa'da oluşan bir çatlakla Avrupa kıtasından ayrılır. Yarımada taştan bir sal gibi yolculuğuna devam ederken beş kişi mucizevi şekilde bir araya gelir.Karaağaç dalı ile toprağa şekiller çizen Joana Carda, yerin sarsıldığını duyan Pedro Orce, sürekli sığırcıklar tarafından takip edilen José Anaiço, çok ağır bir taşı denize attığının nasıl görüldüğüne bir türlü akıl erdiremeyen Joaquim Sassa ve tavan arasında bulduğu bir çorapla uğraşıp duran Maria Guavaira. Bu insanlardan her biri, Yarımada'nın anakaradan kopuşunun, kendi davranışlarının bir sonucu olduğuna inanır. İki atla karşılarına çıkan bir köpeği de yanlarına alarak çıktıkları yolculuk, onlara hem kendileri, hem birbirleri, hem de yaşam hakkında pek çok şey öğretecektir.
Biraz araştırmadan sonra: Roman Portekiz'de 1986 yılında yayımlanmış. Bu tarih tesadüf olamaz. İber Yarımadası ülkelerinden İspanya ve Portekiz, 1962 yılında Avrupa Birliği'ne başvuruda bulunmuşlar ancak iki ülke de diktatörlükle yönetildiği için başvuruları olumsuz sonuçlanmış. 1970'li yıllarda demokratik rejime geçerek tekrar başvuruda bulunan iki ülke, 1986 yılında resmen Avrupa Birliği'ne katılmış ve üye devlet sayısı 12'ye çıkmış. Saramago da muhtemelen kendi ülkesi ile İspanya'nın Avrupa Birliği'ne katılma serüvenini metaforik ,sembolik ve oldukça ironik bir dille hicvetmiş. İspanya ve Portekiz'in Avrupa kıtasından ayrılmasından sonraki olabilecek tüm
Bu ortamın yaygınlaşmasında hiç kuşkusuz ki Osmanlı yasalarının oğlancılık konusundaki esnek ve vurdumduymaz tavrı etkili
olmuştur. Baştan beri aktardığımız belgelerden de anlaşıldığı üzere, oğlancılığı yaratan etmenlerin başında, kadın-erkek birlikteliğinin
din adına parçalanması ve olumsuz bir imaj verilen kadının kafese kapatılmış olmasıdır. Rıza Nur'un eşcinsel eğilimlere yöneldiği Sinop'la ilgili verdiği bilgiden anlıyoruz ki onun çocukluk ve gençlik döneminde Sinop'ta bırakın bir kadının sokakta yürümesini oradan geçmesi bile mümkün değildir. Kadın bir caddeden geçecekse bunu ancak dükkânlar açılmadan önce yapması gerekmektedir.