Osmanlı'da Oğlancılık

·
Okunma
·
Beğeni
·
1274
Gösterim
Adı:
Osmanlı'da Oğlancılık
Baskı tarihi:
Kasım 2016
Sayfa sayısı:
272
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051820422
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kaynak Yayınları
Osmanlı'da Oğlancılık adlı bu kitap, Osmanlı tarihinde şimdiye kadar gizlenen, esircilik ve devşirmecilik üzerinde yükselen cinsel sapmayı gündeme getiriyor. Araştırmacı yazar Rıza Zelyut, oğlancılık (gulamparelik/Lutîlik) konusunu yeni arşiv belgeleri ışığında bütün yönleriyle ele alıyor.

- Oğlancılığın tarihi ve kültürel kökenleri nelerdir? Kutsal kitapların oğlancılığa yaklaşımı nasıldır?
- Osmanlı'yı yönetenler, oğlancılığı nasıl meşrulaştırdı?
- Oğlancılık ile kadının değersizleştirilmesi arasındaki ilişki nedir?
- Hangi Osmanlı padişahları oğlanlar için şiirler yazdı? Büyük Osmanlı şairleri, oğlanları hangi niyetle övdüler? Gulamparelik, sokaklara nasıl indi, şarkılara nasıl girdi?
- Batılı yazarların Osmanlı'da oğlancılıkla ilgili düşünceleri nelerdir?
- Oğlancılık konusu akademisyenler tarafından nasıl çarpıtıldı? Oğlancılığın günümüzdeki varisleri kimlerdir? Oğlancılık kimler arasında yaygındı ve oğlanlar nasıl kullanılıyordu?
- Acemi oğlanlar, içoğlanları, hamam oğlanları, tavşan oğlanlar, oğlancılığın çeşitleri, oğlancıların mekânları ve daha fazlası ilk kez açık olarak bu kitapta.
272 syf.
·4 günde
Öncelikle şunu söylemeliyim ki bu yazı bazı kişileri rahatsız edebilecek içeriktedir, rahatsız olucağınızı düşünüyorsanız okumadan geçiniz.


Okumadan önce de şuna gözatmakta fayda olduğunu düşünüyorum: #70887123


Kitabın ilk sayfası Mehmet Âkif Ersoy’a ait, “Eski divanımız dopdolu oğlanla şarab
Biradan, fahişeden başka nedir şiir ü şebab.” şiir ile başlayıp “Okuyun! Büyük Atatürk’ün Osmanlı sisteminden neden nefret ettiğini daha iyi anlayacaksınız.” cümlesi ile bitiyor. Kitabı okurken cidden midem bulandı. Ancak midemin bulanmasının sebebi eşcinsellik falan değil, zira kitap temel olarak bunu anlatmıyor, Osmanlı’da aristokrat kesimden başlayarak küçük oğlanları nasıl sömürdüklerini, onları nasıl birer cinsel eşya olarak kullandıklarını ve bunun halk arasında yaygınlaşmasını anlatıyor.

Şunu da söylemeliyim ki yazar eşcinselliği ahlaksızlık olarak tanımlıyor. Bu yüzden de kitaba önsözünden sonra kutsal kitapların eşcinsellik hakkında neler dediklerini alıntılayarak yazmış.
Ayrıca oğlancılığın halk şiirinde olmadığını, divan şiiri ile başladığını söylüyor. Ona göre Osmanlı’dan önce Türklerde eşcinsellik diye bir şey yokmuş ve Osmanlı ile birlikte gelen Araplaşmayla birlikte bu da hayatımıza girmiş. Ve Osmanlı’da oğlancılık yapanların kendilerini zaten Türk oalrak tanımlamadıklarını söylüyor kendisi. Ancak ben buna katılmıyorum. Çünkü hayatta eşcinsellik diye bir gerçek var sonuç olarak ve bu cinsel yönelim her millete, her dönemde görülmüştür.

Oğlancılık, 15. yüzyıldan başlayarak Osmanlı’da öyle bir yayılmış ki şair Gazalî Osmanlı’yı Lût Kavmine benzetmiş. Devlet ise buna dur dememiş olacak ki bunu Kâbusnâme ile devlet protokolüne sokmuşlar. Zaten zaman zaman padişahlar arasında da bu cinsel yönelime sahip olanlar olmuş. Padişahları eğiten öğretmenler, onların şairleri ve çevrelerindeki diğer kişilerden de bu eğilime sahip olanlar olmuş.

“Kâbusnâme adlı protokol kitabı, Ziyaroğulları’ndan Keykavus tarafından oğlu Giylanşah’a öğüt kitabı olarak yazılmıştır. Bu kitap, 15.yüzyılın ilk yarısında Sultan ll. Murad’ın isteği üzerine Mercimek Ahmet tarafından Farsçadan Türkçeye çevrilmiştir. Kitabın “Cimada Faidelisi ve Ziyanlısı Kangısıdır Anı Beyan Eder” başlıklı bölümünde oğlan ve kadın kullanmak şöyle anlatılmaktadır:

“Yaz olacak avretlere meyket ve kışın oğlanlara; ta ki tendürüst (sağlıklı) olasın. Zira ki oğlan teni ıssıdır (sıcaktır); yazın iki ıssı bir yere gelse teni azıdur ve avrat teni soğuktur; kışın iki sığuk bir yere gelse teni kurudur, vesselam.” (Keykavus, Kâbusnâme, çev. Mercimek Ahmet, der. Orhan Şaik Gökyay, 3.basım, Devlet Kitapları, İstanbul, 1974, s.113)

Bu kitap ll. Murat ve sonraki padişahlar tarafından okunmuş ve örnek alınmıştır.”

“Osmanlı’da oğlanlar söyle sınıflandırılmıştır: Acemi oğlanı, içoğlanı, şehir oğlanı, hamam oğlanı, şamar oğlanı, tavşan oğlanı, ateş oğlanı.

Bunlardan ilk ikisi, esir alma veya devşirme yoluyla oluşturulmuştur. Diğer dört grup ise doğrudan doğruya şehirlerdeki cinsel ticaret üzerinden ortaya çıkmıştır.” diyor yazar.
Hatta devlet bu oğlanların kullanım ücretini bile belirlemiş. Bu da oğlancılığı devletin resmi sisteminin bir parçası olduğunu göstermekte.

Bu oğlancılar esir pazarlarından aldıkları erkek çocuklarını seks kölesi olarak kullanmışlar bildiğiniz. Dönem şairlerinden de anladığımız kadarıyla hepsi “kılsız, tüysüz ve beyaz” çocuklar istediğinden genellikle Hıristiyan çocuklarına sarmışlar. Yine bu şiirlerden bu çocukları nasıl kandırdıklarını da görüyoruz. Çocuklara oyuncaklarla yaklaşıyorlarmış, toplu sünnet düğünlerine koşa koşa gidiyorlarmış.

Gelibolulu Âli, Görgü ve Toplum Kuralları Üzerine Ziyafet Sofraları adlı eserinin “Bıyığı terlememiş ve Sakalı Çıkmamış Olanları Beyan Eder” bölümünde şöyle demiş: “İmdi, tüysüzler soyundan (oğlanlardan) namert lokması olanların çoğu Arabistan p.çleri ve Anadolu Türklerinin veled-i zinalarıdır. Gerçi Rumeli vilayetinin gerçek köçekleri yumuşak başlı olır, ama Bosna ve Hersek memleketinin cılasun oğlanları kişinin dediğine uymakta, istediğini yapmakta hep uysal olurlar. Lakin bunların sürdüğü güzellik ve cazibe süresini hiçbir diyarın tüysüzleri sürmez. Nicesi otuz yaşına barıncaya kadar güzel yüzünde gönlüne üzüntü olacak kıl görmez. İmdi Türk çocukları, Arabistan’daki ele avuca sığmaz, civelek çocuklar güzellik yönünde hepsinden kısa ömürlü olurlar...” diyerek kullanmak için Hıristiyan çocuklarını tavsiye etmiştir.

Bu kullanılan oğlanlar tabii ki işi isteyerek yapmıyorlarmış. Yani kitapta anlatılanlar daha çok tecavüz vakaları.
“Bu oğlanların kullanılabilmeleri için onların bu işe alıştırılmaları gerekiyordu. Bunun için de sarayda görevliler bulunuyordu. Çok daha önemlisi, bu oğlanları köle olarak pazarlayanlar, onları bu işe zorla alıştırıyorlardı.

Köle oğlanların bu tür kullanımı yaygınlaşıp çok ilgi çekince, bu kez özellikle Ege adalarındaki bazı noktalarda, örneğin Sakız Adası’nda Rum oğlan çocukları ailelerinden alınıp bu iş için hazırlanıyorlardı. Bu hazırlık sürecinde oğlanlar kullanılmaya alıştırılmaktaydı. Bu eğitim sürecinde zıbık (yapay erkeklik organı) türü aletler de kullanılıyordu... Oğlan artık kullanılmaya hazır hale getirilince ise, onu İstanbul’a getirip piyasaya sürüyorlardı.” diyor yazar. Başlangıçta zorla yapılan bu işler, oğlanlar büyüyünce adları sanları duyulunca bu işi sürekli haline getirmek zorunda kalıyorlarmış. Oğlancılığın halk arasında normalleşmesinden sonra ortaya “karı p.zevenkliği ve oğlan p.ezevenkliği” işleri çıkmış. Ancak “oğlan p.zevenkliği” daha yaygınmış. Bu işleri yürütenler dindar görünerek toplum arasında saklanıyorlarmış. “Evliya Çelebi, İstanbul’un dört bölgesinde (Merkez, Galata, Eyüp ve Üsküdar) 1060 meyhane bulunduğunu buralarda altı bin kadar insanın çalıştığı bildirilmektedir. Bu meyhaneler Boğaziçi’nin iki yakasından Kadıköyü’ne kadar uzanmaktadır. Kentin değişik noktalarında 800 kadar da “ayaklı meyhane” denilen gezici rakı satıcıları bulunmaktadır.” Bu meyhanelerde erkek ve kadın fahişeler de çalışırmış. Şair Gazalî’nin aktardığına göre cuma sabahları kadınlarla, akşamları ise erkeklerle birlikte olmak artık nerdeyse bir gelenek haline gelmiş.

Osmanlı’da kadınların bu kadar aşağılanıp, dinsel sebeplerden ötürü sokağa bile çıkamadığını varsayarsak bu durumun bu kadar yozlaşması tabii normaldir. İslam dini sebebiyle kadın ve erkeğin birbirinden tamamen ayrılması Osmanlı’da kadınların sokağa çıkamaması ile sonuçlanmıştır. Mesudî’nin eserinde cennette vaad edilen oğlanların, ulema sınıfı tarafından makatlarının olup olmayacağı bile tartılışmış. Tûr Suresi’nin 24.ayetinde vaad edilen parlak oğlanalar nedeniyle dönemin hocaları oğlancılığı meşrulaştıran fetvalar vermiş. Oğlancılık yapan şeyhler ortaya çıkmış. Bu durumda ise erkeklerle cinsel ilişkiye girmek yüceltilmiştir. 16. yüzyıl âlimi Sinaneddin Yusuf el-Amasî’nin şunları yazmış:
“Durum öyle bir noktaya geldi ki artık bununla övünüyorlar ve sakalsız bir gence sahip olmayanları (şöyle diyerek) ayıplıyorlar: ‘Livata yapmıyorsun ve şarap içmiyorsun, öyleyse sen galiz bir mustafasın. Sen görgüsüzsün, bizim de seninle işimiz yok.’ Dönemin şairlerine baktığımızda “Mert erkeklerin erkeklerle, naif erkeklerin ise kadınlarla birlilte olacağı” söylenmiş, kadınlar şiirlerde “kahpe” denilerek aşağılanmış. Tabii bu durum kadınlar içerisinde de eşcinsel ilişkiye sebep olmuş. Bu özellikle haremler içinde başgöstermiş. “Ayrıca kadın kadına sevişme oldukça yaygındır. Saray yaşamını çok iyi bilen Ali Ufki Bey (Albert Bobovius) anlatıyor:

“Doğu halklarındaki ahlak bozulması sadece erkeklere bulaşmamış, kadınlarda sık sık birbirlerine âşık olmuşlardır. Saraydaki ve haremdeki gedikli kadınlar, genç ve güzel cariyelerin hoşuna gidebilmek için ellerinden geleni yaparlar; onların yüzüne düzgün çekmekten, üstlerine giysilerini düzeltmekten çok hoşlanırlar ve sık sık armağan verirler. Hatta bu cadolozlar kendilerini tatmin etmek için fırsat kollar ve kadın dostlarıyla yatabilmek için akla hayele gelebilecek her yolu denerler...” (Topkapı Sarayı’nda yaşam/ Albert Bobovius ya da Santuri Ali Ufki Bey’in Anıları)”, “Yüzlerce genç kadının erkeksiz biçimde iç içe ve koyun koyuna yattıkları haremde elbette ki cinsel arzular kaçak yollardan karşılanmaya çalışılmıştır. Bu yüzden de Harem’deki cariyeler ve öbür hizmetçi kadınlar (kalfalar) zıbık denilen yapay erkek organı da kullanmak dahil her yolu denemişlerdir. Bunlar arasında ortaya çıkan seviciliğin şiddetle cezalandırıldığı biliniyor. Ayaklarına taş bağlanıp denize atılarak boğulan binlerce adsız cariyeden rahatlıkla söz edilebilir.” diyor yazar. Hatta yine Şair Gazalî’nin aktardığına göre, o dönemlerde kadınlar için zıbık dükkânları açılmış. Kadınlar istediği gibi gidip sipariş verebiliyorlarmış/verdirebiliyorlarmış. Aynı zamanda, dönem şairleri evlilik öncesi cinsel ilişkinin de görüldüğünü yazmışlar eserlerinde(çok edepsizce ve küfürlü yazdıkları için alıntı yapmıyorum).

Bu tecavüz kültürünün halka yansımasıyla birlikte erkek tecavüzleri yaygınlaşmış. Sokakta gezen yüzü parlak, sakalsız ve yakışıklı erkekler kollarının altında, tecavüz tehlikesine karşın bir tane hançer barındırırlarmış mutlaka. Şair Ahmed Gazalî, Kitab-ı Dâfi-ü’l Gumûm adlı eserinde şöyle anlatmış: “Bir mahbub (güzel) oğlan şarap içer, kendinden geçer. Onun sohbet arkadaşları bu durumu anlayınca orada donunu çözerler, oğlanı istedikleri gibi düzerler. Oğlan sabah olup da uyanınca g.tünün acısını şarabdan zanneder ve ‘Şu şarab iyi nesne, ama artesi gün insanın g.tünü acıtmasa’der.” Bu tecavüze uğrayanlar ise adının “pasif eşcinsel”e çıkmaması için kimseye bir şey demezlermiş. Hatta sırf “adını yayarız” diyip tehtidle tecavüz edenler de yaygınmış. Yani durum böyleymiş..

son olarak da cumhuriyete geçişle birlikte oğlancılığın toplum arasında son bulduğunu, çünkü ceza kanununa erkeklere tecavüzle ilgili yasalar koyulduğunu yazmış yazar. Bununla birlikte de Cumhuriyet Dönemi’nde bu tür tecavüz vakaları cezasız kalmamış.

Bugün Osmanlı’yı sanki şeriatı, Türk’ü temsil eden bir devlet gibi göstermeye çalışanlar Osmanlı’yı hiç araştırmamış kişilerdir. Eğer Osmanlı’da “gerçek şeriat” uygulansaydı 600 yıllık tarihinde nasıl bu kadar az kayda geçmiş tecavüz raporu olsundu, nasıl Osmanlı’da alkol ve uyuşturucu kullanımı bu kadar yaygın olsundu, nasıl genelevler olsundu..

Yazar kitapta oğlancılıktan hariç Osmanlı’da eşcinselliğe, Osmanlı’daki oğlancı şarilere ve padişahlara, Osmanlı’daki Türk düşmanlığına, içki kültürüne, esir pazarlarına ve uyuşturucu kullanımına ve şu an “Osmanlı torunuyum” diyen kişilerde ve hükümette cereyan eden oğlancılığa (erkek çocuklarına tecavüze) dikkat çekmiş, sayfa ayırmış. Bazen bazı yerlerde tekrara düşmüş, bir sayfada verdiği bilgiyi on sayfa sonunda tekrar edip üstüne bilgi eklemiş. Ancak bu benim gözüme çok çarpmadı. Akıcı bir şekilde okunuyordu.

Bence kesinlikle okunması gereken bir kitap bu. Özellikle de Osmanlı konusunda okuma yapıyorsanız. Yazar, Osmanlı’da oğlancılığın olmadığını söyleyen akademislenleri kitabında zaten eleştiriyor, isimlerini ve yazdıklarını veriyor. Yazar, kitabı kaynak bombardımanına tuttuğu için gayet ikna ediyor insanı zaten. Yani, çöp bir kitap değil bunu demek istiyorum.
272 syf.
Tarihimizde olan şeyleri gizlemeden yazan insanların kitaplarını seviyorum. Gizlenince olanlar yok olmuyor çünkü. Eşcinsellik normal ama oğlancılık asla normal değil ve toplum için utanç verici bir şey olmalı. Bunu gizlemeden anlatan bir eser.

Rıza Zelyut'un Osmanlıya bakışı olumsuz hatta fazla olumsuz. Tarihi bir olayı araştırmacı-gazeteci kaleme alınca genelde bu tarz objektiflikten uzak eserler çıkabiliyor. Fakat yazar, kitabın asıl konusu olan oğlancılığı bolca kaynaklar ile arşiv bilgileri altında yer verdiği için gayet tatmin ediyor insanı.

Kitap temel olarak, Osmanlı Devletinde yönetici kesimden başlayarak küçük erkek çocuklarını nasıl bu işte kullandıklarını, onları nasıl birer oğlana dönüştürdüklerini ve bunun yer yer halka yayılmasını anlatıyor. Şunu açıklığa kavuşturalım oğlancılık kişinin kendi iradesi ile karar verdiği bir cinsel yönelim değil tecavüzdür! Eşcinsellik ile karıştırmayın! Eşcinsel kişi tamamen öz iradesi ile cinsel yönelimini tercih ediyor. Osmanlı Devletinde insanları oğlancılığa sürükleyen temel etken zor kullanarak bu işi yaptırmaları. Çoğunlukla Yeniçeri dediğimiz ahlaksız-soysuz askeri birlik bu işte önemli rol oynuyor. Yani sizin sandığınız gibi İslamın kılıcı filan değiller. Sokak ortasında kadın-erkek demeden halka tecavüz eden bir birlikten bahsediyoruz. İkinci etmen de din! Şeriat, kadın üzerinde o kadar baskın ki kadınların sokağa çıkacak durumları yok! bırakın sokağa çıkmayı nikahlı kocasıyla bile birlikte yan yana doğru düzgün yürüyemiyor! Hal böyle olunca toplumda erkek erkeğe bir cinsel yönelim oluşuyor. Oğlancılık bilinenin aksine halk'ın yani köylünün arasında yaygın değil! Bu cinsel sapkınlık genelde sarayda veya zengin halk kesiminde görülüyor. Ve bu oğlancılığın yapılmasından halk rahatsız yani duydukları zaman isyan ediyorlar. Oğlancılık profili genel hatları ile böyle ve kitabı okudukça bunları göreceksiniz. Ayrıca yazar, oğlancılığın yanında kadınlarında sapkın yönlerinin olduğunu anlatıyor. Bunlar Osmanlı toplumunun ahlaken ne kadar yozlaştığını gözler önüne seriyor.

Osmanlı dönemini romantik bir şekilde asr-ı saadet devri olarak algılayan arkadaşlar ise kitabı dönemin kaynakları ile okuduklarında onların da normal bir insan olduğunu göreceklerdir. Çünkü yine bilinenin aksine oğlancılığı uygulayan padişahlardan tutun da bunların ticaretinin yapılmasına izin veren beratnameler yayınlayanlara kadar birçok bilgiyi okurken şaşıracaksınız. Mesela Fatih'in aşık olduğu bir oğlana, Fatih'in paşalarından birinin bu aynı oğlana aşık olduğunu öğrendiği zaman onu görevinden azl ediyor. Bir başka örnek Yavuz Selim seks kitabı yayınlanmasına izin veriyor gibi padişahların daha bir çok marjinal yönlerini göreceksiniz. Osmanlı padişahlarını birer evliya olarak görmek, toplumumuzda genel kabul gören bir yanlıştır. Bunda da Osmanlı sultanlarını bir evliya gibi gösteren yazarların etkisi büyük. Elbette Osmanlı bütün olarak değerlendirilmeli ama gizli kalmış konuları hakkında da bilgi sahibi olmamız gerekir. Hiçbir gerçek gözardı edilmemeli. Bu tarz şeyler orta çağ devrinde devletlerde ve özellikle imparatorluklarda sıkça görülen bir âdet. Bu durum Osmanlı'yı küçültmez ama gerçekçi olmak lazım, şeriat adı altında kadının sosyal hayattan, toplumdan soyutlanması ile toplumun ahlaki olarak yozlaştığı gerçeğini değiştirmez.

Kitabı okuyup bilmekte fayda var. Dili akıcı ve anlaşılır. Alıntı yapılan bazı metinlerde bolca argo terim geçtiği için bazı okurlara fazla argo bir kitap gelebilir. Kitabı okuduktan sonra Cumhuriyetimizin ne kadar kıymetli olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor.
272 syf.
·10 günde·8/10
Bu kitap arkadaşımın tabiriyle "enteresan" bir kitap. Zira kimi tarihi romanlarda üstü kapalı değinilen Osmanlıdaki oğlancılığın açık açık anlatılması söz konusu.

Kitapta neden "homoseksüellik", "gay" vb. terimler değil de "oğlancılık" tabiri kullanılıyor derseniz, mevcut ilişkilerin çoğunun rıza dışı olması, yaşanan cinselliğin efendi-köle ve güçlü-zayıf ilişkilerinden kaynaklı olmasından dolayı böyle bir isimlendirmeye gidilmiş: "Buraya kadar anlattığımız oğlan tipleri, köle olarak ele geçirilip zorla kullanılan veya bu işe zorlanarak yahut tehdit edilerek alıştırılan tiplerdi." (Syf. 241)

Yazar, Osmanlı'da oğlancılığın ortaya çıkışı ve yer yer halka yayılmasını yönetici kesime mal ederken Türk milletinin çoğunluğu tarafından bu durumun benimsenmediğini belirtiyor.

Toplumdaki bozulmayı da yine yönetici sınıfa mal ediyor: "Osmanlı'nın egemen sınıfını oluşturan ve devleti demir yumrukla yöneten devşirme kesim; zevkçiliği şiddetlendirerek ayağa düşürünce, onları izleyen alt tabakalar da zevkçiliğe yönelmiş; sonunda bu iş, afyon sakızı yutmaya vardırılmış; oğlancı hayat tarzı afyonkeşliğe kadar ulaşmıştır."(syf. 239)

Konu siyasi, toplumsal, dini, edebi, tarihi vb. hemen hemen her açıdan ele alınmış diyebilirim.

Kitap geçmiş dönemlerdeki ahlaki yozlaşma ve çarpık ilişkileri ele aldığı için kitabı okumak zaman zaman sıkıcı bir hal aldı.

Kitapta kaynakça mevcut. Yabancı kaynakların yanı sıra, yerli kaynaklardan da yararlanılmış. Yalnız dikkatimi çeken bir husus oldu. "Deli Birader(Mehmed Gazalî), Kitab-ı Dâfi-ü'l Gumûm" künyeli esere birçok bölümde atıfta bulunuluyor ya da kaynak olarak gösteriliyor.

Eleştireceğim bir diğer husus da yazarın kimi alıntılara yaptığı yorumların ve değerlendirmelerin çok da isabetli olmaması üzerine. Yazarın zaman zaman bazı yorumlarında kendi düşüncesini desteklemek için zorlama yorumlarda bulunduğu hissini uyandırdığı oldu.

Bir diğer eleştireceğim nokta ise şiirlerdeki oğlancılık kısmının gereğinden uzun olması. Yazar kendi düşüncesini kanıtlama ihtiyacı ile çeşitli örnekler veriyor ancak verilen örnekler her yazar için bir iki tane ile sınırlı tutulsa daha iyi olurdu. Şiirler her ne kadar günümüz Türkçesi ve dipnotlar ile birlikte verilmiş olsa da o kısımları okurken epey sıkıldım.

Dil konusuna gelirsek, dili akıcı ve anlaşılır. Zaman zaman yararlanılan eserlerden yapılan alıntılar mevcut olmakla beraber bunların anlamları yine aynı sayfada dipnot olarak verilmiş. Ancak alıntı yapılan bazı metinlerde bolca argo terim geçtiği için bazı okurlara fazla argo bir kitap gelebilir. Argo kelimeler yazılırken kelimedeki bir sesli harfin yerine sadece bir nokta konarak yazılmış.

Ayrıca kitapla ilgili minnak bir araştırma yapınca bu kitabın bir dönem "sakıncalı" listesine alındığını ve siyah poşette satılmasına karar verildiğini öğrendim. Kaynak Yayınlarının açtığı karşı dava sonucunda, mahkeme kitaptaki bilgilerin Osmanlı dönemine ait belgelere dayanmasını gerekçe göstererek kitabın sakıncalı listesinden kaldırılmasına ve siyah poşetsiz bir şekilde satılabilmesine izin vermiş. Bu arada siyah poşetli kitap satışını da ilk defa duydum, "erotik dergi mi lan bu!"(siz benim gibi yapmayın daha efendice şaşırın), diye şaşırdım, şaka gibi:)

Sonuç olarak tarihin saklı yüzüne meraklı olanların, resmi ideolojinin lanse ettikleri dışında kaynaklar okumayı sevenlerin ilgisini çekecek, nispeten severek okuyacakları bir kitap diyebilirim.

Keyifli okumalar dilerim..
272 syf.
Bir gün bir kitap okudum bütüm bakış açım değişti. Okuduklarıma inanamadım bir kez daha okudum. Yani ne yazacgımıda bilmiyorum yazık olan hayatlara üzüldüm. Ayrıca kitapta kesinlikle dikkat edecegimiz bi bölüm var ki (oglan avlamak) günümüzde de küçük çocukları seker ile sakız ile çikolata ile kandırmıyorlar mı aslında o zaman kandırma şekli ne ise bu zamanda da o imiş çocuklarımıza öyle göz kulak olalım ki biri gelip tüm hayatını çalmasın
272 syf.
·20 günde·7/10
Her zaman aynı kelimelerin tekrarlandığı, sürekli benzer hikâyelerin anlatıldığı tarih kitapları artık ilgi çekmiyor. Özellikle bilinen, anlatılan tarihte bulunan boşlukları doldurmak bu tür ilginç ve farklı boyutları olan tarih kitaplarına düşüyor.
Günümüz Türkiye'sinde milliyetçi olmayan bir vatandaşın bile kabullenmekte zorlanabileceği gerçekler bu kitapta tüm detayları ile anlatılıyor. Ünlü tarihçilerin bile bahsetmekten çekindiği gerçekler kaynaklarla ve yüzlerce örneklerle bu kitapta anlatılmış.
Kitabın konusu zaten kitapta belirtilmiş, detaya girmeye gerek duymuyorum. Fakat özellikle divan şiiri konusundaki örnekleyerek anlatılan gerçekler sarsıcı bir etkiye sahip.
272 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Yoksul insanların bilek gücüyle ağalık yapan, bu yolda ganimetler elde eden Osmanlı egemen güçlerinin sapık ilişkilerini anlatan bir kitap. Kitabın yazarını tebrik ediyorum ve herkese tavsiye ediyorum. Ayrıca bu kitap Akit gazetesinin itirazı üzerine toplatıldı ve yayıncı kuruluşun açtığı dava sonunda kitap içindeki bilgilerin gerçek belgelerden alıntılarla oluştuğuna karar verildi ve tekrar serbest olarak satılmaya başlandı. Bu arada Osmanlı savunucusu Akit'çilerin de oğlancılığı onaylanmış oldu. Yapacağım alıntılarda müstehcen içerikler olabilir. Tepkilerinizi bu sapıklık içinde olanlara gösterelim. İyi okumalar.
272 syf.
·14 günde·Puan vermedi
Nasıl başlanır... En net şekilde başlayayım. Taraflı. İçinizdeki Sünni nefretini kusmak için mi yazdınız? Diye yazara sormak isterdim. Kitap bir döngü. Aynı şeyleri okuyormuşum gibi bir his veriyor. On tane yeni konu var diyelim tüm kitap bu konu üzerinde dönüyor. Eleştirdiği tüm yazarlar gibi söylemeye korktukları var. Bu izlenimi verdi. Diğer seçenek yazar yazmak konusunda pek iyi değil. Okunur. Farklı bir bakış açısı edinirsiniz. Bu konu için aradığım kitap bu değil. Nefret söylemleri, açık açık yazamama ve fazlaca tekrar olan kitap.
272 syf.
·8/10
Bu kitap tarihin bilinmeyenlerini merak edenler için kaynakları ile ispat edilmiş olan padişahların işrak meclislerinde yaşadıkları ilişkileri ve pek dillendirilmeyen sırları açığa çıkartıyor. Meraklılarına öneririm.
272 syf.
·Beğendi·7/10
“İlkçağlardan günümüze kadar uzanan zaman dilimi içinde değişik toplumlarda oğlancılık görülmüştür. Oğlancılığın kökeninde köleci toplum düzeni bulunmaktadır. Köleci devletler şu yollarla köle elde ettiler:
a) Savaşlarda yenilen askerleri ve ele geçirilen topraklarda yaşayan insanları esir ederek.
b) Komşu kabilelere veya devletlere baskınlar yapıp yakaladıklarını tutsak alarak.
c) Köle tüccarlarından parayla satın alarak.
ç) Kendi yoksul tabakasından insanları borçlandırıp sonra da köleleştirerek...
Kölelerin sadece emekleri değil, vücutları da cinsel olarak acımasızca sömürülüyordu. Efendiler, köleleri istedikleri gibi kullanma hakkına sahiptiler. Kadın kölelerden elde edilen zevkle yetinmeyen yöneticiler ve zenginler erkek kullanmayı hayatın bir parçası haline getirmişlerdi. Buna bağlı olarak da Eski Yunan ve Roma devletlerinde kölecilikten kaynaklanan oğlancılık kurumsal bir hal almıştı.”
…………….
“Oğlancıların kullandığı genç erkeklere "gulam" denilmiştir. Gulam-, tüyü, bıyığı çıkmamış genç oğlan demektir. Bunlar esir olarak ele geçirilen oğlanlardan seçilmişlerdir. Bu yüzden de gulam, köle anlamına da gelmektedir. Gulama düşkün, gulam kullanan erkeklere de gulampare denilmiştir. Gulamın çoğulu ise "gılman"dır. Gılman, genç ve parlak oğlanlar demektir.
Kutsal kitaplarda Lutîlik (gulamparecilik) eleştirilmiş olmasına rağmen, Kur'an'da insanlara gılman (vildan) vaadinde bulunulmaktadır.”
#Kitapşuuru
Yüzlerce genç kadının erkeksiz biçimde iç içe ve koyun koyuna yattıkları haremde elbette ki cinsel arzular kaçak yollardan karşılanmaya çalışılmıştır. Bu yüzden de Harem’deki cariyeler ve öbür hizmetçi kadınlar (kalfalar) zıbık denilen yapay erkek organı da kullanmak dahil her yolu denemişlerdir. Bunlar arasında ortaya çıkan seviciliğin şiddetle cezalandırıldığı biliniyor. Ayaklarına taş bağlanıp denize atılarak boğulan binlerce adsız cariyeden rahatlıkla söz edilebilir.
Cariye konusunun 20. yüzyıl İslam toplumunda nasıl görümdüğünü Pakistanlı İslamcı âlim Mevdudi şöyle anlatmaktadır: “Kur’anı Kerim’de cariye şöyle tarif edilmiştir: ‘Bilek gücü ile ele geçirilmiş kadın.’

Kur’anı Kerim, bilek gücünü ancak Allah yolunda cihatla sınırlandırdığına göre, Kur’anı Kerim’in tarifine göre cariye, ‘Müslüman bir savaşçının cihat ederken ele geçirdiği kadın’ demektir. Böyle kadının helal olduğuna delil şu ayette bulunmaktadır: ‘Size analarınız haram kılınmıştır... ve kadınlardan evli olanlar da haram kılınmıştır. Ancak sağ ellerinizin sahip olduğu kadınlar helaldir.’

Sağ el Arapçada gücün, kuvvetin, etkinliğin ve bilek kuvvetinin yerine kullanılmaktadır. Bunayet tek başına cariyenin yukarıdaki tarifine yeterli bir delildir. Buna ek bir delil şudur: Bu ayette haram kılınma hükmünden istisna edilen kadın, kesinlikle darülislamda evlenmiş kadın olamaz. Çünkü ayetin ifadesine göre onlar, ayette bildirilen ‘Size haram kılındı’ denilen evli kadınlar grubuna girmektedir.

Bu bakımdan şüphesiz, ‘Ancak sağ ellerinizin sahip oldukları hariçten maksat, evlilikleri İslam dılı memleketlerde (Darülharpte) olmuş olan, sonra da savaşta esir edilen kadınlar olmalıdır.

Onların nikâhsız helal olduklarına delil şudur: Yukarıda konu edilen ayette haram kılınan kadınlar arasından savaşta esir edilmiş kadınlar hariç tutulmuştır. Ondan sonra da şöyle buyrulmuştur:

‘Haram kılınanların dşında kalanlar (zinadan kaçarak namuslu yaşamak şartıyla mallarınıza mehir vermek ve cariyeleri satın almak üzere isteyip nikâhlanmanız) size helal kılındı’

Bu ayetteb anlaşılıyor ki: Sağ ellerin eline geçen kadınları nikâhlamaha gerek yoktur. Onlar, bunsuz helaldirler. Şu ayet bu manaya delalet etmektedir:

‘Muhakkak müminler zafer bulmuşlardır; o mümünler ki namazlarında tevazu ve korku sahibidirler... Onlar ki ırz ve namuslarını korurlar. Ancak zevcelerine sahip oldukları cariyelerine karşı münasebetleri müstesnadır. Çünkü onlar (bu helal olanlarla) kınanmazlar.(Müminin 1,2,5,6,)

(...) Şüphesiz bundan çıkarılacak tek bir mana, bir sonuç vardır: Savaşta gücünüzle elde ettiğiniz ‘cariyelerden’ faydalanmanız caizdir.” (Mevdudi, Meseleler ve Çözümleri, c.3 çev. Yusuf Karaca, Risale Yayınları, 1990, s.62-63)
Mehmet Nuri gezmiş 2001-2003 yılları arasında Ensar Vakfı Başkanlığı yaptı. Ensar Vakfı, AKP hükümetleri tarafından korunup desteklenen çok yaygın bir vakıf. Bu kişi AKP hükümetlerince Rize İl Özel İdare Genel Sekreter Yardımcılığı, Rize Kızılay Şube Başkanlığı gibi görevlere de getirildi. Din dersi öğretmeni. 56 yaşındaki
Mehmet Nuri Gezmiş, küçük yaştaki iki erkek çocuğa cinsel tecavüz suçlamasıyla 7 Ocak 2016'da tutuklandı. Avukatlığını AKP Rize eski
il yöneticilerinden Rize Barosu Başkanı Yunus Çoruh üstlendiFBI'ın verdiği istihbaratla evindeki bilgisayara çocuk pornosu
indirdiği iddia edilen ve operasyonla gözaltına alınan Trakya Üniversitesi İlahiyat Profesörü ve Rektör Yardımcısı Hüseyin S.'nin de
Ensar Vakfı'yla çalıştığı ortaya çıktı.
1980'de bir erkek çocuğuna karşı fiil-i livata suçu işlediği iddiasıyla yargılanıp iki buçuk yıl hapse çarptırılan Mustafa İslamoğlu,
Artvin Ensar Vakfı tarafından "Kutlu Doğum Programı" kapsamında "Peygamberi Anlamak mı Anmak mı" konferansı vermesi için ko-
nuk edildi. AKP Artvin Milletvekili İsrafil Kışla da İslamoğlu'nun dinleyicileri arasında yer alırken program sonunda İslamoğlu'na
"elif" tablosu hediye edildi.Sinop'un Gerze ilçesinde dört erkek çocuğa tecavüz ve cinsel
tacizde bulunduğu iddiasıyla tutuklanan Gençlik İlim ve Hikmet Derneği (GİHDER) Genel Başkanı Rafet Ermiş'in avukatlığını AKP İstanbul milletvekili aday adayı Necip Kumandaveren üstlendi. Cinsel tacize uğrayan çocuklardan birinin babası, "Yedi yaşındaki çocuğuma 'Peygamber'imin Bir Günü1 adlı kitabı okutarak tecavüz etmiş" dedi.Karaman'da Ensar Vakfı ile imam-hatip mezunları derneğinin
yurtlarında gönüllü olarak çocuklara ders veren Muharrem B. çok sayıda erkek öğrenciye tecavüzden tutuklandı. Hükümetin çok des-
teklediği Ensar Vakfı'nda erkek öğrencilere tecavüzün ortaya çıkması üzerine doğan tepkiyi göğüslemek için hemen AKP'li milletvekilleri, bakanlar, hatta dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu, bu vakfı savunan açıklamalar yaptılar.
lV. Murat hızlı bir oğlancıdır. Cleas Râlamb anı kitabında konuyla ilgili şunları söylüyor: “Sultan Murat, saltanatının başlarında müzik ve şiire düşkün, Musa Çelebi adında bir genç Ermeniye duyduğu aşk nedeniyle bütün kadınlarla konuşmaktan vazgeçmiş, kadınsı ve şehvetli mizacı olan biri gibi görünmüştür. Daha sonra, yeniçeriler delikanlıyı elinden zor ve tehditle alıp da gözleri önünde parça parça edince karasevdaya yakalanmıştır. Bundan kurtulması için, hergün okumaya alışık olduğu manzum eserlerde övüldüğünü fark ettiğinden beri düşkümlük gösterdiği şarapla oyalanması tavsiye edilmiştir. Ancak, her yerde üretilen şarapların en iyilerini getirip kendini aşırı derecede içkiye vermesi zihnimde esaslı bir değişikliğe yol açmıştır. O kadar ki bazen gizlice uğradığı meyhanelerde yarım gününü içki içerek geçirir olmuştu. Ya da başka hiçbir şeyle ilgilenmediğinden, içıplan ve muhasip denen genç nedimlerinin oyunlarını ve yapmacık döbüşleirni seyrederek vakit geçirir, at sırtında onlara karışır ve mızrak benzeri bir değnek olan cirit yarışlarına katılırdı...” (Claes Râlamb, İstanbul’a bir yolculuk)
Bu dönemde şehirlerde zina ve livata öyle yaygınlaşmıştır ki bu işlerin hikâyeleri anlatılmaya başlanmış, bunlar kulaktan kulağa
aktarılarak ün kazanmıştır. Bunları en iyi anlatanlardan birisinin "Deli Birader" lakaplı şair Gazalî olduğu anlaşılmaktadır. Şehzade
Korkut'un veziri ve kapıcıbaşısı konumundaki Piyale Beg, şair Gazalî'nin bu yöndeki ününü duymuş, onu Manisa'ya çağırarak bu öy-
külerin yer aldığı bir kitap yazmasını istemiştir.
Kitabın içeriği o dönemdeki cinsel ilişkileri bütün boyutlarıyla ortaya koymaktadır. Bu eserin Yavuz Sultan Selim tarafından da beğenilip okunduğu, şair Gazalî'nin onun döneminde el üstünde tutulmasından anlaşılmaktadır.
Osmanlı Beyliği, işte bu zulümden kaçan ve sınır boylarına yığılan Türkmen alplerin kurduğu bir beyliktir. Temelinde Türk töresi
ve halk İslâmî bulunur. Bu yüzden de Türk alpi kendisini Hazreti Ali'nin çağdaş bir örneği gibi görür. Ali'ci yiğitlik ve adalet, Hüseyin'ci serdengeçtilik, yeni kurulan beyliklerin itici gücü olmuştur. Bu süreçte Türk kadını, "Bacıyan-ı Rum" olarak erkeğin yanındadır. Sarayda olmasa bile toplum hayatında tekeşli evlilik temeldir. Oğlancılık, kurucu kitleler arasında bilinmemektedir. Bu bağlamda devleti kuran Odman Bey'in121 oğlancılıkla ilgisi yoktur. Gelenekten böyle bir şey taşınıp aktarılmamıştır.Yıldırım Bayezid'den sonraki kısa bir kargaşa (fetret) döneminden sonra Osmanlı sarayı oğlancılığı geliştirerek sürdürmüştür. Çok
büyük bir komutan olan Padişah II. Murat, oğlancılığı protokol ki-
tabı olarak devlet sistemine sokmuştur. Çok içmesiyle ünlü olan bu
padişah iyi bir şairdir ve şiirleri onun hoşgörüsünü ve zevke düş-
künlüğünü pek açık yansıtır.
17.yüzyılın İstanbul’undaki kadını anlatan Jean de Thévenot şöyle diyor:

“Türkler kadınların cennete gideceğine inanmazlar ve onları akıllı hayvanlar olarak kabul ederler; onları bir atta olduğu gibi sadece hizmetlerine alırlar; fakat birçok kadına da sahiptirler ve çok zaman sekste kullanırlar; böylece terk edilmiş olduklarını gören bu zavallı kadınlar kocalarından alamadıklarına sahip olmak için gayret ederler.” (Jean de Thévenot, 1655-1656’da Türkiye, çev. Nuran Yıldız, Tercüman 1001 Temel Eser, İstanbul 1978, s.
139.)
Bu köle hayatına alt tabakalardaki kadınların itiraz ettiği, çokeşli evliliği kimi zaman engelledikleri hakkında da bilgiler vardır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Osmanlı'da Oğlancılık
Baskı tarihi:
Kasım 2016
Sayfa sayısı:
272
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051820422
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kaynak Yayınları
Osmanlı'da Oğlancılık adlı bu kitap, Osmanlı tarihinde şimdiye kadar gizlenen, esircilik ve devşirmecilik üzerinde yükselen cinsel sapmayı gündeme getiriyor. Araştırmacı yazar Rıza Zelyut, oğlancılık (gulamparelik/Lutîlik) konusunu yeni arşiv belgeleri ışığında bütün yönleriyle ele alıyor.

- Oğlancılığın tarihi ve kültürel kökenleri nelerdir? Kutsal kitapların oğlancılığa yaklaşımı nasıldır?
- Osmanlı'yı yönetenler, oğlancılığı nasıl meşrulaştırdı?
- Oğlancılık ile kadının değersizleştirilmesi arasındaki ilişki nedir?
- Hangi Osmanlı padişahları oğlanlar için şiirler yazdı? Büyük Osmanlı şairleri, oğlanları hangi niyetle övdüler? Gulamparelik, sokaklara nasıl indi, şarkılara nasıl girdi?
- Batılı yazarların Osmanlı'da oğlancılıkla ilgili düşünceleri nelerdir?
- Oğlancılık konusu akademisyenler tarafından nasıl çarpıtıldı? Oğlancılığın günümüzdeki varisleri kimlerdir? Oğlancılık kimler arasında yaygındı ve oğlanlar nasıl kullanılıyordu?
- Acemi oğlanlar, içoğlanları, hamam oğlanları, tavşan oğlanlar, oğlancılığın çeşitleri, oğlancıların mekânları ve daha fazlası ilk kez açık olarak bu kitapta.

Kitabı okuyanlar 41 okur

  • Gülsüm Özdemir
  • Kaan
  • fatih oğhan #KitapŞuuru
  • Ayşe betül yaşar
  • Niyazi Bay
  • Ahmet Sedat Oktay
  • Efe Koç
  • Atilla ARAYIT
  • Av. A. Selim Babaoğlu
  • Hades

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%38.9 (7)
9
%11.1 (2)
8
%27.8 (5)
7
%22.2 (4)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0