mειτεm

mειτεm
@Meltemelice
Talofa Şefim
10/10
·112 syf.··
2021 1. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2021 20:40
"Papalagi denince beyazlar ya da yabancılar anlaşılır. Ama sözcüğü sözcüğüne çevrilirse ~Göğü Delen~ anlamına gelir. Çünkü Samoa'ya ilk misyoner bir yelkenliyle gelmişti. Yerliler bu beyaz yelkenliyi ufukta bir delik olarak gördüler, beyaz adamın içinden çıkıp kendilerine geldiği bir delik. O, göğü delip geçmişti." Uzun bir aradan sonra yeniden merhabalar sevgili kitap dostlarım. Bugün sizlere, doğayla içiçe yaşayan İlkel bir kabile şefinin, yâni Tuiavii'nin haklı isyânıyla geldim. Manifesto niteliğindeki bu metni okurken, hemen her tümcede geçmişi-şimdiyi ve endişeyle geleceği sorguladım diyebilirim.☺ Kendimizi, artık yitirdiğimiz bir bakış açısıyla görme imkânı sunan metin, aynadaki girift-flu görünümden netliğe bir davet, bir tür yüzleşme gibi; hâttâ Güney denizi'nin tüm ilkel halklarına, kendilerini Avrupa anakarasının "aydınlanmış" halklarından koparma yolunda yapılmış sert bir çağrı da diyebilirim.☺ Fakat sakın yanlış anlamayın,  Tuiavii'nin güttüğü davanın temeli kin değil, insan sevgisi: Zirâ o, yaşamdaki nesneleri ve süreçleri, bir çocuğun doğruluğuyla ve gerçek sevgisiyle gözlemleyen biri; halkların içerdiği çelişkileri ve ahlâkî zaafları keşfeden ve bunları sayıp dökerek anımsatmaya çalışan biri. Peki ilkel bir kabile reisi Avrupa'yı ve Avrupalılar'ı nereden biliyor dersiniz?!.. Elbette ki misyonerlerin, onun yaşadığı adaya-köye ve-dahi kabilesine ziyâreti ve misyoner okulunda okumaya teşvikleri sonucu...☺ Fakat Tuiavii'nin bilgeliği herhangi bir eğitime değil, doğal bir gözlem ve yalınlık temelli. "Bize ışığı getireceğinize inandırmıştınız. Oysa sizin niyetiniz, bizi de kendi karanlığınıza çekmekti!" uyanışıyla özetlenebilecek bu biyografik metin, Işığı tanımasına rağmen karanlıkta ve kötülük için/de yaşayanlara haklı bir serzeniş; dolayısıyla, yaşam
Göğü Delen AdamErich Scheurmann · Ayrıntı Yayınları · 202017,2bin okunma
Reklam
Schopenhauer'a selâm olsun! ♡
10/10
·128 syf.··
2020 42. kitabı
Bir oyun oynuyorlar. Oynamıyormuş gibi yapma oyunu. Oyunlarını gördüğümü belli edersem onlara, kuralları bozmuş olurum, o zaman cezalandırırlar beni. Onların oyununu oynamaktan başka çarem yok, oyunu gördüğümü görmeme oyunu. (Düğümler-R. David Laing) Merhabalar sevgili kitap dostlarım. İşte böylesine çarpıcı bir epigrafla başlıyor Kirpi Mesâfesi. Bir ötekinin ötekilerle, nam-ı diğer, insanların birbirleriyle ilişkilerinin giderek daha çok kaygı verici hâle geldiği dünyamızda, diğerleriyle ilişki kuramayan, bir araya geldiklerinde dört köşeli bir yamuk oluşturan, toplumun tükürdüğü ve yeryüzünün lânetlediklerinin hikâyesi. .. Baş kahramânımız Sorgun, bir tren vagonunda doğar ve yine bir tren vagonunda öteki olur. Başına gelen felâketten sonra bir apartmanın bodrumunda yaşamaya başlar, fakat zamanla apartmanın doksan dokuz sâkini tarafından istenmeyen ilân edilir. Fakat o her şeye "rağmen" pes etmez ve herkese direnir. Direnir direnmesine de imkânsız bir aşkla bir diğer öteki'ye yenilir. .. Sorgun'la birlikte dört köşeli yamuğu oluşturan diğer ötekileri merâk ediyorsanız, metni mutlaka okuyun derim. Düşünerek, sorgulayarak ve severek okuduğum metin, kalben tavsiyemdir. Metnin ismine ekstra hayranlık duyduğumu da belirtmeden geçemeyeceğim. Zirâ aynı zamanda realist-pesimist (kötümserci) Alman filozof Schopenhauer'un metaforu olan ve psikanalizin babası Freud’un da sıklıkla dile getirdiği 'Kirpi İkilemi', sevdiğim metaforlardan biridir. Kirpilerin hikâyesi kısaca şöyle özetlenebilir: Soğuk bir kış sabahı çok sayıda oklu kirpi, donmamak için birbirine bir hayli yaklaşır. Bir zaman sonra, oklarının farkına varırlar ve ayrılırlar. Üşüyünce, birbirlerine tekrar yaklaşırlar. Oklar rahatsız edince yine uzaklaşırlar. Soğuktan donmakla, batan okların acısı arasında gidip
Kirpi MesafesiHakan Akdoğan · Eksik Parça Yayınevi · 2019436 okunma
Ahh! Foucault :) !? (:
10/10
·64 syf.··
2020 41. kitabı
images.app.goo.gl/evr4TBDw8ShTPhNc9 ⤴(bknz.) Bir ressam, resmini yaptığı şeyin, yaptığı şey olmadığını neden iddia eder?   Magritte'e göre pipo olmayan pipo, sizlere göre bir pipo mudur, yoksa değil midir? Eğer Magritte’in dediği gibi bu bir pipo değilse nedir? Ya da görseldeki bir pipoysa, içine tütün koyup dumanını ciğerlerimize çekebilir miyiz? Eğer bu bir pipo değilse, neden görür görmez veya "bu nedir?" diye sorulduğunda akla ilk olarak pipo gelir? (Değerli düşüncelerinizi benimle paylaşırsanız çok sevinirim. ) Peki sizlere bu bir pipo da değildir, bir pipo resmi de desem, ne düşünürsünüz? Örneğin bana göre görsel, piponun resim olarak temsil edilişi ve kelimeyle temsil edilişinden başka bir şey değildir. Yâni o ne bir pipodur ne de değildir; pipoyu temsil etmenin iki ayrı yoludur ve algının-imgenin "dilin otoritesine" meydan okuyan bir paradoksudur. Daha da derine inersek, pipo da pipo değildir. Şöyle ki; pipoyu pipo yapan şey pipo olma işlevini yerine getirebilmesidir. Oysaki pipo resminin içine tütün koyup içemeyiz. Resmedilen piponun gerçeğinin içine tütün koyup içebilseydik de o bir pipo olmazdı, zirâ pipoya pipo diye ad takan yine bizleriz. O öz olarak şekil verilmiş bir lületaşı veya ağaçtır. (#ezcumlem Platon'un idealar dünyasında nesnelerin herhangi bir gerçekliği yoktur, dolayısıyla piponun gerçek bir pipo olması da mümkün değildir. Olsa olsa kusurlu kopyası, taklidi ve temsili olabilir. (tümeller tartışması bağlamında) Görünüş ve gerçeklik, kelimeler ve şeyler hakkında ne düşünüyorsunuz ? Gördüğümüz şeyler gerçek midir, yoksa bizim onlara taktığımız adlardan, idealardan, yüklediğimiz anlamlardan ve birer görüntülerden mi oluşur? Magritte bir röportajında,  "Ünlü pipo resmi... Bu yüzden beni hayli kınadılar! Oysa, bu pipoyu doldurabilir
Bu Bir Pipo DeğildirMichel Foucault · Yapı Kredi Yayınları · 20251,625 okunma
10/10
·224 syf.··
2020 40. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 07 Kasım 2020 02:31
"Bir kitap her şeyden öte, kayıtsız evreni dolduran, başka ciltler arasında okuruyla, yani kaderinde o semboller olan kişiyle tanışana kadar kayıp olan bir ciltten ibârettir." Borges epigrafıyla başlıyor Okuma Sanatı. Ve Sartre'ın "İnsan köleler için yazmaz." önermesiyle devam ediyor. Kitaba dair söyleyeceğim o kadar çok şey var ki, hangisinden başlayacağımı inanın bilmiyorum. Epey zamandır bu denli keyif alarak ve düşünerek okuduğum bir başka kitap olmadı. Onlarca sayfa not aldım (yaklaşık 50 sayfa ) ve hemen bitmesin diye bazı bölümleri tekrar tekrar ve yavaş yavaş okuyarak sürekli kendimi kandırdım. Sevgili Damon Young, "Bizler, eşsiz birer okur olarak doğmayız, zamanla kelimelerden dünyalar yaratmayı öğreniriz, İyi bir yazar olmak yere göğe sığdırılamazken, iyi bir okur olmak neden gözardı ediliyor." sorusundan hareketle, okumanın da bir sanat olduğunu, bu sanatı icra ederken nelere dikkat etmemiz gerektiğini; ardından da özne - nesne, okur - yazar bağından ve aynı zamanda özgürlüğünden bahsediyor: Yazarak hiçbir şeyin var edilemeyeceğini, iyi bir okur tarafından anlaşılamadıktan ve okurun zihninde yeni bir dünya yaratamadıktan sonra yazmanın sadece bir eylemden ibâret olduğunun vurgusunu yapıyor. Şu durumda yazarlara, özellikle felsefî derinlikle kitap yazanlara edilecek en güzel dua, "anlayan okurunuz çok olsun" olmalı diye düşünüyorum. () Çünkü algı cehennemi, dünya cehennemlerinin en alt tabakasıdır. Yanlış anlaşılmak, sadece anlatanı değil, anlayanı da yakar. Sevgili Damon Young'da okur algısına dikkat çekiyor ve "Anlam katan kişinin algısıdır. Zirâ okumak bir miktar özerklik gerektirir; kimse beni dünyalar yaratmaya mecbur etmez. Kitaplar olsa olsa birer davetiyedir." diyor. Davete icâbet eden okurlar için kitabı, dolayısıyla yazarın iç dünyasını, zihnini
Okuma SanatıDamon Young · Maya Kitap · 2018120 okunma
Beni korkutan tek bir şey var: Acılarıma değmemek. (Dostoyevski.)
10/10
·170 syf.··
2020 39. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Ekim 2020 01:29
Hem rûhunu, hem de bedenini Holokosttan kurtarmış bir nörolog-psikiyatr olan Frankl, vâroluşcu psikolojinin bir şekli olan ve "Psikoterapinin Üçüncü Viyana Okulu" olarak anılan ~Logoterapi~nin kurucusudur. (1-Freudcu/2- Adlerci) Dr. Frankl, insanlık dışı toplama kamplarında uzun süre kalan bir tutuklu olarak, kendini çıplak vâroluşa soyunmuş olarak bulmuş, kız kardeşi hariç babası, annesi, erkek kardeşi ve karısı bu toplama kamplarında ölmüş ya da gaz fırınlarına gönderilmiştir. Her şeyini kaybeden, bütün değerleri yok edilen, açlığın, soğuğun ve acımasızlığın altında ezilen; her an, her saat imha edilmeyi bekleyen bir tutuklu olarak, böylesi olağandışı şeyleri kişisel olarak yaşamış biridir. İnsanlık durumumuzu bilgece ve şevkâtle ele alan Dr. Frankl, onca olumsuzluğa, acıya ve vahşete rağmen, "Kitlelerin psikopatolojisine ilişkin bilgilerimizdeki derinleşmeyi 2. Dünya Savaşına borçluyuz, çünkü bu savaş bize sinir savaşını ve toplama kamplarını kazandırdı." diyebilmiştir. Ölüm kampında doktor olarak görev yapmadığı için kendiyle gurur duyan Dr. Frankl, 119-104 numarasıyla sıradan bir tutuklu olarak zamanının çoğunu demiryolu hatları için kazı yaparak ve ray döşeyerek geçirmiştir. Her şeye rağmen geçici vâroluş deneyimlerini aktardığı bu otobiyografik metni ve geçmişi çok eskiye dayanan anlam-terapi yöntemini tutuklulara uygulayarak bilimsel keşiflerini insanlığa armağan etmiştir. #edebiütopya #dipcem Logo-terapi; Latince logos (anlam) kelimesinden türetilmiştir. Klâsik psikoterapiden farklı olarak kişinin geçmiş deneyimlerinden öte, hayata ve olaylara bakışında farkındalık ve anlam yaratmaya odaklanmıştır. Derin acılar yaşayan kişilere, çektiği acıların da bir anlamı olduğunu öğütler. ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Dr. Frankl için, çekilen acılara değdiği söylenebilir;
İnsanın Anlam ArayışıViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayın · 202651,3bin okunma
Reklam