"Bir kitap her şeyden öte, kayıtsız evreni dolduran, başka ciltler arasında okuruyla, yani kaderinde o semboller olan kişiyle tanışana kadar kayıp olan bir ciltten ibârettir."
Borges epigrafıyla başlıyor Okuma Sanatı.
Ve Sartre'ın "İnsan köleler için yazmaz." önermesiyle devam ediyor. Kitaba dair söyleyeceğim o kadar çok şey var ki, hangisinden başlayacağımı inanın bilmiyorum. Epey zamandır bu denli keyif alarak ve düşünerek okuduğum bir başka kitap olmadı. Onlarca sayfa not aldım (yaklaşık 50 sayfa ) ve hemen bitmesin diye bazı bölümleri tekrar tekrar ve yavaş yavaş okuyarak sürekli kendimi kandırdım.
Sevgili Damon Young,
"Bizler, eşsiz birer okur olarak doğmayız, zamanla kelimelerden dünyalar yaratmayı öğreniriz, İyi bir yazar olmak yere göğe sığdırılamazken, iyi bir okur olmak neden gözardı ediliyor." sorusundan hareketle, okumanın da bir sanat olduğunu, bu sanatı icra ederken nelere dikkat etmemiz gerektiğini; ardından da özne - nesne, okur - yazar bağından ve aynı zamanda özgürlüğünden bahsediyor: Yazarak hiçbir şeyin var edilemeyeceğini, iyi bir okur tarafından anlaşılamadıktan ve okurun zihninde yeni bir dünya yaratamadıktan sonra yazmanın sadece bir eylemden ibâret olduğunun vurgusunu yapıyor. Şu durumda yazarlara, özellikle felsefî derinlikle kitap yazanlara edilecek en güzel dua, "anlayan okurunuz çok olsun" olmalı diye düşünüyorum. () Çünkü algı cehennemi, dünya cehennemlerinin en alt tabakasıdır. Yanlış anlaşılmak, sadece anlatanı değil, anlayanı da yakar. Sevgili Damon Young'da okur algısına dikkat çekiyor ve "Anlam katan kişinin algısıdır. Zirâ okumak bir miktar özerklik gerektirir; kimse beni dünyalar yaratmaya mecbur etmez. Kitaplar olsa olsa birer davetiyedir." diyor.
Davete icâbet eden okurlar için kitabı, dolayısıyla yazarın iç dünyasını, zihnini