Ve ben yine muhteşem bir kitabı sonlandırdım.
Bu kitap iki açıdan değerlendirilebilir. Siz hangi açıdan görürseniz o açıdan okuyunuz efenim, ama ben iki açıdan da alabildiğimi/görebildiğimi size aktarmak istiyorum.
1. Bakış açısı :
Birbiri ile tamamen alakasız insanların, bir gün bir öğlen vakti, aslında birbirleri ile ne kadar da bağlantılı olduklarına tanık olacaksınız. Birbiri ile tamamen alakasız olan bu insanların, hepsinin kafasının içini, ailesini, yaşadıkları çevreyi tek tek anlatıyor yazar bize. Sonra bir gün bir öğle vakti -aynı kitabın adındaki gibi- bir şekilde tüm karakterler; aynı ortamda, yan yana, karşı karşıya, sokaktan geçerken ya da bir pencereden bakarken, beliriyorlar.
Ankara'yı bilmeyen, orada yaşamayan, oralara gidip gelmeyen bir insan bile, keyifle canlandırır gözünde anlatılan mekanları.
Ben de Piknik'te yemek yemiş ve sonra o insanlarla yolda çarpışmış gibi hissettim kendimi diyebilirim, belki büyük mağazada kuyruğa girip, insanları ezmek pahasına, koşturmuş bile olabilirim, kendimi kitaba kaptırırken.
Nasıl keyif duydum anlatamam. Zengini, fakiri, çingenesi, kapıcısı, tezgahtarı, patronu, antikacısı, hayat kadını, davasının peşinde delikanlısı, hayatta hiç bir amacı olmayan zengin çocukları...
Bazı çocukların aileleri ile olan zıtlıkları, bazılarının ise tam tersi yakınlıkları, aklınıza gelebilecek her türden insanın sosyolojik ve psikolojik tahlillerini göreceksiniz kitapta.
Sonra bir gün bunların hepsini, -sınıf ayrımı gözetmeksizin - bir öğlen vakti, bir ağaca bakarken, bir sokakta toplayacak yazar...Ve "geriye dönüş tekniğiyle" tek tek hepsinin hayat hikayesini anlatacak, ve biz, -bir film şeridi- gözümüzün önünden geçer gibi, dinleyecek/okuyacağız.
Gelelim 2. bakış açısına :
Kitap aslında belli bir dönemi anlatıyor. Burada