Hani bir şiir vardı ya... Kimi kanunla alır, kimi kanunsuz alır... Doğru!.. Halk avunmayı dedikoduda bulmuş. Canlarını en çok yakan İcra Memuru mu? Almışlar İcra Memuru'nu tefe... Ben de gördüm bu adamı elinde zincir, dudağında ıslık dolaşıp duruyor. Tımarhaneden yeni çıkmış bir Ağazade geçmiş karşısına bir gün. Anamız var, bacımız var demiş, ne ıslık çalıp duruyorsun? Soytarı mısın, İcra Memuru musun? Düşünün bir kere... İcracı oranın Allahı. Yani şairin dediği gibi, Kanunla alanı, yutar mı bu deli herzesini. Savcı zaten kadeh arkadaşı, Ağazadeye iki jandarmayı kattıkları gibi bindirmişler trene. Ver elini tımarhane!» Deli gitmiş, İcracı da kurtulmuş ama, babası bunu yutar mı... Muhsin Ağa yanına kor mu İcracı'nın! Bir dalaşmadır başlamış. İcracı zincir sallayıp istasyon caddesinde volta vuruyorsa, boşuna mı vuruyor. İstasyon Müdürü'nün İstanbul'lu karısı için tabiî... İcracı bekâr adam. Üstelik yakışıklı da... Bir başı değil mi, aldığını üstüne başına, rakıya konyağa veriyor. İstasyon Müdürü'nün karısı da ona tutkuniTrenler rötar yapıp da kocası telgraf başına geçti mi, karı açıyor pencereyi yarı beline kadar sarkıyor. Göğüs bağır açık... Halk yutar mı bunu? İstasyon Müdürü'nün karısı da hazâ karı... Muhsin Ağanın bile gözü var diyorlar bu karıda. Gene trenin rötarlı bir gecesinde güya İcracıyı istasyon binasından çıkarken görmüşler. Dedikodu kulakları teker teker dolaştıktan sonra Muhsin Ağanın adamları tarafından İstasyon Müdürüne de duyurulmuş. Müdür karısından emin olmasına emin ama, ne yapsın! Bir yandan Ağa zorlar, bir yandan halk... Tam bir düzüne de tanık... Kimisi evden çıkarken görmüş, kimisi göya İcracının kendi ağzından dinlemiş hikâyeyi... İcracı sözde lokantada, ben İstasyon Müdürü'nün karısıyla ohooo demiş, mercimeği çoktan verdim fırına! Kocasına