Bu kitap… insanın kendi iplerini kimin tuttuğunu fark ettiği o sessiz, boş odalara götürüyor beni.
Bir karakter dedi ki:
“Sen kukla değilsin. Kaderinin hakkını veren, müthiş bir oyuncusun.”
Ve düşündüm ki ; belki de yalnızlığımın adı hep buymuş: iplerimi birinin eline vermeyi beklemek. Oysa başka bir ihtimal daha vardı; iplerimi kendim de tutabilirdim.Kitap boyunca alışmakla vazgeçmek arasında tükenen hayatlar var. Sessizlik tüketiyor her şeyi; aşkı, sevgiyi, umutları…
“Sessizlik bitirdi ikisini de.” derken aslında sadece insanın kendi içini değil, karşındakini de anlayamayışını anlatıyor.
Kendi hayatımın bulmacası gibi… Bir sürü boş kutu, cevapsız sorular, soldan sağa, yukarıdan aşağıya doldurulmayı bekleyen kareler.
Üstünü örttüğüm sevgim, varlığından emin olamadığım aşkım, hayal kırıklığım, yalnızlığım, terk edilmişliğim… Hepsi bir kenarda bekliyor.Ve en ağır gerçek:
“Kocam benim bugünümle ilgiliydi, oysa ben dünden bugüne hiç gelemeyecektim.”
Geçmişim, bugünüme yetişememiş, ben de bu boşlukta kendi iplerimi tutmayı yeni öğreniyorum.
Bu kitap, bana sürekli şunu hatırlatti,
Kendi iplerimizi elimizde tutmak zorundayız. Kimse bizi çekemez, kimse kurtaramaz. Sadece biz kendi yolumuzu oynayabiliriz, kendi kaderimizi yazabiliriz..
"Belki de iplere hiç ihtiyacin yoktur. Kendi elinde olmasina bile ... Ben kadere inanirim Meltem. Her sey onceden belli;
ne olacagi, kiminle olacagi belli. Hiç kimse degistiremez. Sen
sadece rolünü iyi oynarsin ya da oynamazsin. Bu kadar. Kes
bütün iplerini. Sen kukla degilsin. Kaderinin hakkin veren,
müthis bir oyuncusun. Zaten yapmigsin. Birak 'öyle olmustu
böyle olmustu' demeyi. Olan biten her sey bizi bugüne hazirlamak
, talihsizlikler de öyle..." dedi.
Belki de yalnizligimin adi buydu:
iplerimi birinin eline vermeyi beklemek. Oysa baska bir ihti-
mal daha vardi; iplerimi kendim de tutabilirdim. Ve bunun
farkina bu yasimda ancak varmistim.