Elbereth

Elbereth
Tanrı benimle ne kastetmiş olabilir?
10/10
·459 syf.··
Beğendi
·
2019 16. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 03 Eylül 2019 17:53
Neredeyse tüm kitaplarını bayılarak okuduğum halde bir türlü inceleme yapamadığım yazar: Jean Christophe Grange.. Kuşkusuz kendimi herhangi bir Grange kitabını inceleyebilecek seviyede hissetmediğimden kaynaklanıyor. Yine de artık inceleme yapmaktan çok övgülerimi yağdırmayı bir borç biliyorum. Dünya üzerinde daha fazla saygı duyduğum ve hayran kaldığım biri olmadığına eminim. Kitlelerce beğenilmiş aslında hiç de fena olmayan kitapları beğenmeme sebebimi de Grange kitaplarının ufkumu fazla genişletmiş olmasına bağlıyorum. Beklentimi arşa çıkarsam da yetersiz kalmayan kitapların ve sen iyi ki varsın Grange… Ölü Ruhlar Ormanı’na gelecek olursam; venüs cinayetleri ve katilin nefes kesen psikolojisinden çok yazarın ilham aldığı dönemin gerçeklerinden etkilendim. 459 sayfa boyunca bir an bile sıkmayan sürekli dehşete düşüren üstelik tüm bunların yanında hayallerimi süsleyebilecek potansiyelde bir psikiyatra yer bulabilmiş bir kitaptı. Kitabın kahramanı Jeanne Korowa, her ne kadar son bölümde soruşturma boyunca yaptığı hataları sıralamış olsa da en azından benim için sıfır hatayla hayran kalınacak bir yargıçtı. Ne diyebilirim ki Grange kitaplarında geçen herhangi bir ülkeye karşı bile hayranlık besliyorum (bkz. Guatemala). Sadece bayılma seviyemin ölçütlerini değerlendirebilirim sanırım. Ayrıca kitapta Şeytan Yemini’nde fazlaca üstünde durulmuş ‘’coğrafi kesinlik’’ üzerine alıntı olması çok hoşuma gitti. Kitaplardaki bağımsız atmosferlerin birleştiği bilinçaltını hissetmek güzeldi. Bana göre kitabın ruhunu özetleyen şu cümleyle noktamı koymak istiyorum: ’’Flectere si nequeo Superos, Acheronta movebo.’’ (Cennete gidemezsem, cehennemi yükselteceğim.)
Ölü Ruhlar OrmanıJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap · 20197,5bin okunma
Reklam
7/10
·752 syf.··
Beğendi
·
2019 15. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 20 Ağustos 2019 23:16
Kitabın upuzunn bir karakter listesiyle başlamasına defalarca bakmak zorunda kalmadan önce pek mana verememiştim açıkçası. Yaklaşık yarısından sonrasındaysa bu kadar karaktere nasıl isim bulabilmişler diye hayran kalmaktan kendimi alamadım. Fazlasıyla uzatılmış ve beni okurken yoran bir kitaptı bu manada. En sevdiğim kısmı vermeye çalıştığı mesajdı ki bir kitap için en önemli şey de budur aslında. Gerçekten ben de erkeklerin ulaşamadığı bir dünyanın daha huzurlu ve daha adaletli (şu an varsa) olacağına inanıyorum. Ne var ki Kinglerin söylemeye çalıştığı bu değildi. kitabı okumayanlar bu kısmı okumasın spoiler vermezsem içim rahat etmeyecek Sonuç olarak hiçbir kadın böyle bir huzuru kabul etmek istemedi. Çünkü seni üzse de o senin babandı, öfkesini kontrol edemese de o senin eşindi. Belki dünyada nefret ettiklerini söyleseler bile onlarsız herhangi bir yerde (bizim yerimiz) adaleti bulmak istemediler. Burada ben olsaydım ne yapardım diye düşünmeden duramadım. Baba özlemi gerçekten bu iğrenç kaostan beslenen kan kokan dünyaya dönmek için yeterli bir sebep mi tartamıyorum. Evet aşırı etkilendiğim birkaç sahnesi vardı (gözümde çok gerçekçi bir şekilde canlandığı için sahne demeyi tercih ediyorum) yine de konusunu duyduktan kitabı okuyana kadarki süre zarfında kitaptan daha çok etkilendiğimi söylemek istiyorum. Sanki okudukça büyüsü kaçtı gibi hissettim. Belki de fazla misyon yüklediğim için yetersiz geldi bilmiyorum. Her şeye rağmen hep tavsiye listemde olacak çok başarılı bir kitaptı. Son olarak, cidden şu dünyaya adapte olup insan olmaya çalışmanız için illa aurora gibi bir felakete mi ihtiyacınız var? (böyle dendiği için dedim aslında bir felaket olduğunu düşünmüyorum) Bu farkındalığa bir şeyleri kaybetmeden ulaşmak çok mu zor?
Uyuyan GüzellerStephen King · Altın Kitaplar · 2018819 okunma
9/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2017 13. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Ağustos 2017 18:22
1984’ten bahsederken, ‘’kurgu kitabı’’ ya da ‘’bilinmeyen bir gelecekte’’ gibi ifadelerin kullanılmasına anlam veremiyorum. George Orwell bu kitabı yazarken eğer cidden kurgu kitabı olduğunu düşündüyse de ileri görüşlülüğünü tebrik ediyor ve resmen günümüzün anlatıldığı bu kitabın kurgu olarak görüldüğü o zamanda yaşamak istiyorum. İnanabiliyor musunuz bu kitapta düşünmek bir suç! Günümüzde değil mi? Cidden asıl mesele teleekranlarla izleniyor olmak mı yoksa sürekli bizi izleyen somut bir teleekran olmadığı halde düşünememek mi? İnsanlar Büyük Birader’e olan sevgilerine, saygılarına değil; düşünmeye ve Emmanuel Goldstein’e olan nefretlerine inanıyor. Nefretle besleniyor, nefretle şekil alıyor. Evet her gün iki dakikalık nefret seansımız yok (!) ama bizim de fikirlerimiz nefretle oluşuyor. Eski despotluklar, ‘’şunu yapmayacaksın, bunu yapmayacaksın’’ diye buyuruyordu. Totaliterler, ‘’şöyle yapacaksın, böyle yapacaksın’’ diye dayatıyorlardı. 1984’te ise ‘’sen aslında şusun, aslında şöyle düşünüyorsun, şuna inanıyorsun’’ diye bastırılıyor. 1984 fazlasıyla tanıdık gelmiyor mu? Kitapta şöyle bir cümle vardı: Nasılını anlıyorum, nedenini anlamıyorum. Sürekli bir barışın sürekli bir savaş anlamına geldiği bu dünyada nedenini nasıl anlayabiliriz ki? Sanırım ben nasılını bile anlayamıyorum. Kitabın en umut bulduğum kısmı düşünmeyi engellemek için kelimeleri aza indirgemeye çalışmalarıydı. Düşünerek var olan düzeni değiştirebileceğimizi hissettiriyordu. Kitap bittikten sonra bile uzunca bir süre ‘’101 numaralı odaya gitseydim karşıma ne çıkardı?’’ ya da ‘’acaba sonum cidden 101 numaralı odada mı bitecek?’’ ya da ‘’1984 mü bildiğimiz 2018 be bu’’ demekten kendimi alamadım. Özetle devlet kavramına en uzak ama var olan devletin tanımını yapan tüm zamanlara hitap eden bu kitabı
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200bin okunma
7/10
·201 syf.··
Beğendi
·
2018 18. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Ekim 2018 16:05
Ders çalışıyoruz, spor yapıyoruz, birikim yapmaya çalışıyoruz, güzel bir işimiz güzel bir evimiz olsun istiyoruz, aslında tam anlamıyla "mükemmel" olabilmek için çabalamaktan yaşayamıyoruz. Veronika da bizimle aynı savaşı veriyor ve hayatında istediği her şeyi(!) yaptığını düşünüyor. İş, para, mal, mülk, erkek arkadaş... Okurken "Hayattan daha ne isteyebilir ki? Güzelce yaşasın kız da kaşınıyormuş." demedim dersem baya sallamış olurum. Yine de Veronika'yı anlayabildiğimi düşünüyorum. Çünkü şu an sınava hazırlanan bir birey olarak hayattaki tek amacım tıp fakültesi kazanmak. Kazandıktan sonrası gibi bir ihtimal kabul etmiyor zihnim... Bize yaşarken yaşamayı nasıl unutturdunuz ya aklım almıyor? Neyse. Her şeye sahip olup hayattan başka bir beklentisi kalmadığını düşünen Veronika, (kendi söylediği gibi romantik bir kadının ruhuna yaraşır bir şekilde hap içerek) intihar ediyor. Sonrasıysa biraz trajik; gerçekten ölmek isteyen kahramanımız ölemeyip akıl hastanesinde uyanıyor ve en fazla bir hafta daha yaşayabileceğini öğreniyor... En başta bir hafta bekleyemem, beni şu an öldürün diye söylense de zamanla her bir nefesi ona bir mucize gibi geliyor. Her yeni güne uyanışının tadını çıkarmaya başlıyor. Belki aşık bile olur kim bilir.. Ah be Veronika yaşayabilmeyi öğrenmen için illa Villete'e kapatılman mı gerekiyordu? İçten içe Veronika'ya sövüp dursam da hepimizin timsaliydi demeden duramayacağım. Hangimiz hayatımızın kıymetini anlamak için ölümle burun buruna gelmeyi beklemiyoruz ki? Evet kitap güzeldi, vermeye çalıştığı mesaj güzeldi ama yine de bana kalırsa kitabın en çarpıcı kısmı ismiydi. Kapağına göre kitap yargılamak hiç tarzım olmasa da kapağından da etkilendim. Kitabın her bir cümlesini yansıtmayı başarabilmiş bence. Sonu da hoştu ama en başından beri tahmin ettiğim
Veronika Ölmek İstiyorPaulo Coelho · Can Yayınları · 2020102,4bin okunma
9/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2018 16. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 26 Eylül 2018 23:43
‘’Hepimiz Gogol’un Paltosu’ndan çıkmadık mı?’’ Koskoca Dostoyevski’ye bu sözü nasıl bir kalem söyletmiş olabilir ki diye meraklanıp okuma kararı aldığım kitaptır kendisi. Daha fazlasını görmek istediğimden midir bilmiyorum ama kitap, Akakiy Akakiyeviç’in palto sevdasından çok daha fazlasıydı benim için. Günümüzde bile yazarlar cümlelerini sakınarak kurarken Gogol’un o dönemde bu kadar sert bir dille (tabii ki anlayana) var olan düzeni eleştirebilmiş olması beni fazla etkiledi. Kitap, zamanının Rusya’sı hakkında fikir sahibi olmanızı sağlıyor. İstemsizce 1842 Rusya’sı ile günümüz Türkiye’sini kıyaslayıp aynı sorunların süregeldiğini görmek de geleceğe dair tüm umutlarımı alıp götürdü açıkçası. Öyle bir düzen ki bireye önündeki kağıdın aynısını yeniden yazabilince iyi hissettiriyor. Öyle bir düzen ki yanlış yapmaktan yanlış söylemekten hatta düşünmekten korkutuyor. Yanlış düşünmek diye bir kavramın var olması kadar saçma bir şey bu. En sonunda tam da Oğuz Atay'ın dediği gibi "Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.'' diyebilmekten korkuyorum.. Evet kitap günümüz bakış açısıyla değerlendirilince birçok eksiğe sahip. Ama, kitapların yazıldığı dönem zihniyetiyle değerlendirilmesi gerektiğini çok değerli bir öğretmenimden öğrenmiştim. Haksızlık etmeden okuyup eleştirilerinde de kitabın hakkını verecek tüm okurlara tavsiye edebilirim. Akakiy Akakiyeviç, ismini bile benimsemiştim ama naiflikten kırılman beni benden aldı gerçekten. Hadi ama artık bir şey söyle diye diye okudum tüm sayfaları. Son kısımda da çıldırmadan edemedim. Hakkın rahmetine kavuşmadan konuşmadın resmen.. Yayının çevirisinden çok hoşlanmadım aslında ama yine de bu baskısını okuduğum için çok mutluyum. Çünkü basımda bulunan Noemí Villamuza resimleri beni
PaltoNikolay Gogol · Kolektif Kitap · 201446,2bin okunma
Reklam