Ders çalışıyoruz, spor yapıyoruz, birikim yapmaya çalışıyoruz, güzel bir işimiz güzel bir evimiz olsun istiyoruz, aslında tam anlamıyla "mükemmel" olabilmek için çabalamaktan yaşayamıyoruz. Veronika da bizimle aynı savaşı veriyor ve hayatında istediği her şeyi(!) yaptığını düşünüyor. İş, para, mal, mülk, erkek arkadaş... Okurken "Hayattan daha ne isteyebilir ki? Güzelce yaşasın kız da kaşınıyormuş." demedim dersem baya sallamış olurum. Yine de Veronika'yı anlayabildiğimi düşünüyorum. Çünkü şu an sınava hazırlanan bir birey olarak hayattaki tek amacım tıp fakültesi kazanmak. Kazandıktan sonrası gibi bir ihtimal kabul etmiyor zihnim... Bize yaşarken yaşamayı nasıl unutturdunuz ya aklım almıyor? Neyse. Her şeye sahip olup hayattan başka bir beklentisi kalmadığını düşünen Veronika, (kendi söylediği gibi romantik bir kadının ruhuna yaraşır bir şekilde hap içerek) intihar ediyor. Sonrasıysa biraz trajik; gerçekten ölmek isteyen kahramanımız ölemeyip akıl hastanesinde uyanıyor ve en fazla bir hafta daha yaşayabileceğini öğreniyor... En başta bir hafta bekleyemem, beni şu an öldürün diye söylense de zamanla her bir nefesi ona bir mucize gibi geliyor. Her yeni güne uyanışının tadını çıkarmaya başlıyor. Belki aşık bile olur kim bilir.. Ah be Veronika yaşayabilmeyi öğrenmen için illa Villete'e kapatılman mı gerekiyordu? İçten içe Veronika'ya sövüp dursam da hepimizin timsaliydi demeden duramayacağım. Hangimiz hayatımızın kıymetini anlamak için ölümle burun buruna gelmeyi beklemiyoruz ki?
Evet kitap güzeldi, vermeye çalıştığı mesaj güzeldi ama yine de bana kalırsa kitabın en çarpıcı kısmı ismiydi. Kapağına göre kitap yargılamak hiç tarzım olmasa da kapağından da etkilendim. Kitabın her bir cümlesini yansıtmayı başarabilmiş bence. Sonu da hoştu ama en başından beri tahmin ettiğim