Her kitap bir davettir. İnsanı bir yolculuğa, bir seyr-ü sefere, bir keşfe, bazen durup biraz soluklanmaya, bazen koşmaya, bazen aynada kendine bakmaya davet eder.
“Dinlemeyi yeniden öğrenmemiz lazım: Kendimizi, kalbimizin sesini, eşimizi, dostumuzu, arkadaşımızı, yoldaşımızı, büyükleri, küçükleri, tabiatı, kuşları, rüzgârı, denizi, dalgaları, evreni... Varlık bize sürekli konuşuyor, bir şeyler söylüyor. Biz farkında olarak ya da olmayarak kulaklarımızı kapattığımız ve duymanın sadece fiziksel kulakla yapılan bir şey olduğu zehabına kapıldığımız için dinlemeyi unuttuk. Oysa dinlemek demek, fiziksel olarak kulaklarıma ulaşan ses dalgalarını işlemden geçirmek değil, taşıdığı manayı anlamaktır. Zira konuşmanın amacı kulağıma bir ses dalgası göndermek değil, aklıma, zihnime ve kalbime bir şey bırakmaktır. Bu yüzden dinlemek kulakla değil; akıl, kalp ve duyguyla anlamak ve hissetmek demektir. "Söylediğimi duymuyor." dediğimizde kastedilen karşımızdakinin kulaklarının sağır olması değil, aklının ve kalbinin kapalı olmasıdır. Maalesef bugün kulağı sapasağlam ama derin bir sağırlık içinde olan ne çok insan var..."