Milli Mücadele döneminde Anadolu'da yaşayan sıradan insanların işgallere karşı giriştiği örgütlenme ve mücadele azimlerini anlatan eşsiz bir eser. Yüzyıllar boyunca tanıdığı, bildiği otorite ile işgallere karşı örgütlenmiş Kuvai Milliye güçlerinin otoritesi arasında sıkışıp seçim yapmak zorunda kalmak o dönem insanı için gerçekten çok zor bir durum. İlk başlarda bu güçlere karşı çıkılması, otoritelerini kabul etmemeleri, direnmeleri, düzenli orduya girmek istememeleri kesinlikle hainlik olarak adlandırılamayacak bir durum. Kuvai Milli güçleri güçlendikçe, cephelerde işgal güçlerine karşı başarı elde ettikçe hem halkın hemde dağınık silahlı güçlerin desteğini alıyor zaten. Kitabın ana karakteri İstanbullu Hoca yani Küçük Ağa'da bu kategoriye dahil.
Tarık Buğra gerçekten destansı bir roman yazmış. Yazılı metinlerde genel olarak Milli Mücadele döneminin askeri ayağı, askeri bakış açısıyla anlatılıyor. Bu romanda ise halkın verdiği mücadele, Kuvai Milliye güçlerinin kendilerini halka anlatması ve halkın buna karşı tutumu ön planda. Yer yer enfes karakter karakter analizleri ile bireyin iç dünyasına anlatıldığı kısımlar çok etkileyiciydi. Aslında diyaloğu çok fazla olan kaçtı, tuttu, yakaladı romanlarını çok sevmem ama bu başka idi.
Hasan Ali Topbaş'ın okuduğum bu ikinci kitabı oldu. Değişik bir tarzı var, okuduğum iki kitabında da imgesel olayların yoğunluğu hemen göze çarpıyor. Seçtiği konular bizden; Anadolu'dan, gecekondu mahallesinden yada kasabadan. Seçtiği karakterler etrafımızda olan insanlar. Çok basit bir olay örgüsü, yalın bir anlatımı olsa da insanı içine çeken cinsten çünkü konusu herkesin hayatına dokunuyor. Topbaş'ın Denizli'li bir yazar olması hasebiyle kitabın kahramanıyla örtüştüğü için otobiyografik bir eser olma ihtimalini de yadsıyamam.
Babasının son anlarına şahitlik eden bir adamın, Ankara ile Denizli arasında yaptığı bitmek bilmez yolculuklar esnasında durmadan gördüğü sanrılar, dinlenme tesislerinde verdiği dumanlı molalar, sağından solundan akıp giden dağlar, yayılıp giden ovalar, yol boyunca dinlediği türküler ile roman bir yol hikayesi görünümü almıyor da değil. İnsanda "Nuri Bilge Ceylan" filmini izliyormuşsunuz hissi uyandırıyor. Sonradan öğrendim ki, romanın kapak fotoğrafını NBC kadrajlamış.
Baba ile Oğul hikayesi diyebileceğimiz bu kitapta bazı simgesel ve imgesel olayların ara ara tekrar etmesine rağmen tam olarak ne anlatmaya çalıştığını anlayamadım. Yazarın bir röportajı geldi aklıma hemen, bu kısımlarda ne anlatılmak istendiğini "okurları" anlıyormuş. Demek ki, HAT okuru olmak için daha uzunca bir yolum var. Yaşantısı hakkında da ufak bir araştırma yapmak gerekebilir. Bakalım bir daha ki buluşmamız hangi kitapta olacak.