Tarihte yaşanmış gerçek olayların yeniden kurgulanıp romanlaştırılması kimilerine göre ideal bir yazarlık tarzı kabul edilmeyip eleştirilse de, ben tarihi kurgu romanlarını çok beğenerek okuyorum. Semerkant'ta tarihi şahsiyetleri ve gerçek olayları ile benim için mistik bir yolculuk oldu.
Üç ana karakter, tarihe damgasını vurmuş üç şahsiyet; Ömer Hayyam, Hasan Sabbah, kudretli Selçuklu Veziri Nizamülmülk... Bunun yanında siyasi cinayetlerin tasarlandığı bir kartal yuvası Alamut Kalesi... Büyük Türk Selçuklu İmparatorluğunun tebaası olan üç Fars'lının karıştıkları gerilim dolu olaylar, entrikalar, giriştikleri mücadeleler destansı biçimde anlatılıyor. Ömer Hayyam'ı ve Hasan Sabbah'ı tarihi şahsiyetler olarak çok duyardım fakat bunlar gayet yüzeysel bilgilerdi. Roman sayesinde hayatlarına ve felsefelerine dair birçok bilgi edindiğimi söyleyebilirim.
Roman iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm 11. yüzyılda geçerken ikinci bölüm ise olaylar 20 yüzyılın başlarında İran'ın yaşadığı siyasi çalkantılara bağlanıyor ve Titanik gemisinde son buluyor. Gayet başarılı ve sürükleyici bir kitaptı. O kadar beğendim ki, Alamut konulu kitap araştırması yapmaya bile başladım. Çünkü tarih romanlardan öğrenilmez, akademik çalışmalara bakmak lazım, aksi takdirde yanlış bilgilere ve kanılara sahip olabiliriz. Sonuç: Semerkant, tavsiye edilir.
Nietzsche kitabında genel olarak Hristiyanlığı hedef tahtasına koyup eleştiriyor. Peki neden? Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Tanrı düşüncesine karşı çıktığından değil, tamamen tahrif edilmiş, yozlaşmış bir dine dönüştüğü için eleştiriyor. Bu yozlaşmanın baş sorumlusu olarakta Tarsus'lu Aziz Pavlus'u, kiliseyi ve papazları sorumlu tutuyor. Çünkü bu üçlü, tek Tanrı inancını da üçe bölerek(baba, oğul, ruh) paganizm/çok tanrıcılık hurafesini yaymakla kalmayıp; insanları bağışlama, cehenneme yollama gibi kendilerini tanrı adına karar verme merci olarak görerek toplumlar üzerinde etki oluşturmuşlardır. İşte Nietzsche bu yozlaşmış, tahrif edilmiş Hristiyanlığı insanlığın başına gelen en büyük bela, en büyük talihsizlik olarak sert biçimde eleştiriyor. Nietzsche ayrıca Antikçağ filozoflarının, özellikle Sokratesin, yahudiliğin ve Hristiyanlığın, Nihilizmin kök salmasına yol açan kaynaklar olarak sorumlu tutuyor ve inanılmaz eleştiriyor. Sadece batı uygarlığının temeli olarak Antikçağ düşüncesini, yahudiliği ve Hristiyanlığı değil, Budizmide inceledikten sonra İslam kültürünü övüp, İslamın önünde diz çökmeliydik diyerek benim için şaşırtıcı bir önermede bulunuyor. Deccal'de büyük bir put kırıcı olarak endam eden nietzsche galiba ülkemiz ateizm ve nihilizm ile özdeşleştirilerek yanlış anlaşılan bir filozof gibi geldi bana. Putların alacakaranlığı ve Ahlakın soykütüğü kitaplarınıda edinip okumayı Nietzsche anlama isteğini sürdürmeyi düşünüyorum.