Kitabı okumaya başlamadan önce distopik bir kurgu olarak düşlemiştim ama okuduktan sonra kitabın asıl amacının yaratılan bu dünyanın distopik mi ütopik mi olduğunu karar verdirmek olduğunu öğrendim. Yaşlanmaktan, hastalanmaktan, yoksulluktan uzak bir dünya. Çocuk doğurmaktan, evlenmekten, duygulardan uzak bir dünya. Teknolojinin gelişmiş olduğu, insanların laboratuvarda yaratıldığı ve yaratılmadan önce sınıflarına karar verildiği bir dünya. Dışarıdan oldukça gelişmiş huzursuzluktan uzak bir dünya olarak görünse de, duyguların olmadığı, her şeyin yüzeysel olduğu, derin kelimesinin hissedilmediği insanlara zorla mutluluğu aşıladıkları bir dünya aynı zamanda insanın içini içten içe kemiriyor.
Kitapta mutluluk kavramı oldukça işleniyor. Mutluluk acının getirdiği şeylerden uzak olmak mı yoksa hak edilen bir şey mi olduğu tartışılıyor. Modern dünyada insanlara zorla mutluluk aşılanıyorken bundan rahatsızlık duyan karakterler de mevcut.
İnsanların sınıflarını seçtikten sonra işlerine çevrelerine karar veriyorlar ve herhangi bir mutsuzluk oluşumuna karşı önlem için insanlar uyurken mesajlar iletiyorlar. Gerçek mutluluğun acı ve kederden geçmesine rağmen insanın özgür iradesiyle seçmiş olduğu bir şey olup olmadığı vurgulanıyor kitapta.
Ancak yazarın öz eleştirisine katılıyorum. Kitapta çok uç noktalar değinilmiş. Belki böyle olmasaydı kitabın genel hatlarını çizmek zor olabilirdi ancak Vahşi'nin Lenina'ya olan tavrı hoş değildi. Vahşi'nin sadece kendi doğruları vardı. Eleştirdiği sistemin bu yönü sevmiyordu ama kendisi de oldukça kalıplaşmış düşüncelerle çevriliydi. Modern dünya dediğimiz insanı özgürleştirmek adı altında onu köle kılıyordu, yaptıkları saçmaydı, insanların duygularını yok edip sadece yüzeysel hazlarla ilgilendirdi, evet bunlar doğru. Ancak Vahşi Lenina'ya