"Eğer üretim araçlarına sahip küçük gruba -yani kapitalist sınıfa- dahilseniz, çalışmadan yaşayabilirsiniz. Üretim araçlarına sahip olmayan büyük gruba -yani işçi sınıfına- dahilseniz, çalışmadan yaşayamazsınız."
Az sayfayla bir aile sorunu ancak bu kadar iyi işlenebilirdi. Ve gerçekten dilinin çok akıcı ve sürükleyici olduğunu düşünüyorum. Sayfalar hızla akıp gidiyor ve karakterler arası bağ da bununla beraber güçleniyor.
Kitap boyunca sürekli kafamda kimin haklı olduğunu tarttım durdum. Hâlâ karar vermiş değilim. Belki ortada bir haklı bile yok. Ufak ufak çatlamaya başlamış ardından büyük kırıklarla dağılmış bir ailede sadece bir kişinin haksız olması da imkânsız geliyor. Kitabın aileyi bir ağaca benzetmesi ve her gerilimde, her kavgada, her ebeveyn ile çocuklar arası kırgınlıkta bir yaprağın dökülme imgesi kulağa çok mantıklı geliyor. Ağaç dediğimiz şeyin görünürde çok güçlü kudretli olduğunu toprağın altına kazılı köklerinden belli oluyor. Ben bu kökleri aile fertlerin yetişme şekli olarak yorumlamak istiyorum. Ali Rıza Bey'in yetişme şekline yani ailenin köküne baktığımızda namus, dürüst, geleneksel yaşam tarzı gibi kavramları rahatça görebiliyoruz. Ancak Ali Rıza Bey'in eşi Hayriye Hanım ile kurduğu aileye baktığımızda bunlar pek örtüşmüyor. Sanıyorum bu nedenle kitap boyunca Ali Rıza Bey bir türlü içine sinen bir aile yaşantısı süremedi.
Karakterlere de tek tek bakmak istiyorum aslında. Hikayeyi Ali Rıza Bey'in ağzından okuyoruz. Kendisi hayatını namuslu yaşamaya adıyor. Kişisel sınırları var, geleneksel yaşamın mutluluk getireceğini düşünüyor. Bir gün iş yerindeki patronunun tanıdığına yaptığı haksızlığı öğrenip iş yerinden istifa ediyor. Bana göre Ali Rıza Bey'in buraya kadar yaptığı herhangi bir yanlış yok. Haksızlıklara göz yummak haksızlığı yapanın sessizce arkasında olmaktır. Ancak Ali Rıza Bey'in ihmal ettiği bir şey daha var. O da ailesi. Zaten kıt kanaat geçinen geniş ailesini artık hangi parayla geçindirecekti? Kitabın kesinlikle gerçekçi bir kurgu olduğunu
Son zamanlarda okuduğum en duygu yoğunluğu fazla olan kitaptı sanırım. Bir çocuğun gözünden okuyoruz kitabı ve onun düşünce dünyası, hayata olan bakışları öyle insanın yüreğine dokunuyor ki. Yoksul bir ailede doğmuş bir çocuk yaz tatilinde daha öncesinde oğullarını kaybetmiş bir aileye gönderiliyor. Böylece evden bir boğaz eksilecek... Çocuğun ne kadar ince ruhlu olduğunu kitabın her satırından anlıyoruz. yaz tatili boyunca burada kalarak çok şey öğreniyor; sevgi gibi, değer görmek gibi. Onlara öyle alışıyor ki bırakmak istemese de dile getirememenin üzüntüsünü yaşıyor içinde. Duygu dolu, üzücü bir kitaptı ama çok sevdim.