mertinkitapkulübü

mertinkitapkulübü
@MertinKitapKulubu
Mert'in Kitap Kulübü, İstanbul'da yüz yüze toplanan bir kitap kulübüdür. Sizi aynı okuma zevkini paylaştığınız yeni insanlarla tanışmaya davet eder. Sayfadaki kitaplar, kulübün okuduğu kitaplardır.
Puan vermedi·176 syf.··
2026 10. kitabı
Arkeoloji tutkunlarının ve macera romanı severlerin ilgisini çekebilecek bir kitap Sandima Tableti. Romana adını veren, Anadolu’nun kadim halklarından Luvilerin dilinde yazılmış olan tabletin akıbeti tehlikeye giriyor. Zira onu çalmak için birileri harekete geçmiş vaziyette. Bu da arkeolog Ela ve emekli gazeteci Ali’nin yolunu kesiştiriyor, macera başlıyor. Onlarla birlikte biz de İstanbul’dan Eskişehir’e, Ankara’dan Datça’ya, en uçtaki Knidos’a uzanıyoruz. Tatilde, hele de Marmaris’te okumak için iyi bir kitap seçimi olmuş oldu, çünkü ben de neredeyse karakterlerle aynı rotayı takip ederek İstanbul’dan güneye indim (onlar tren ve arabayla, ben uçakla ama neticede aynı yerlerden geçtik denebilir). Kitabın son sayfalarını kitabın geçtiği yerlerde okumak ayrı bir keyif. Atatürk’ün Anadolu’da yaşamış halklara ve arkeolojik çalışmalara verdiği önem, tarihi başlattığı kabul edilen Sümerlerin önemi, “Batı”nın Türkiye’nin batı bölgesindeki arkeolojik kazılara önem verirken (çünkü onu Yunan tarihine bağlayarak Batı’ya mal etmeleri daha olası) ülkemizin doğusundaki kazıları neredeyse görmezden gelmeleri gibi yorumlar, tartışmalar da açıyor kitap. Bu anlamda sizi düşünmeye, araştırmaya sevk eden bir tarafı da var. Kitabı okurken şunu düşündüm: Benim de hala ne yazık ki fırsat yaratıp gidemediğim Göbeklitepe aslında tüm tarih bilgimizi ve doğru bildiğimiz her şeyin seyrini değiştiren çok önemli bir keşif. Ama bırakın Batı’yı, biz Türkler olarak Göbeklitepe’den yeterince bahsediyor muyuz? Hatta, bu konuda yabancı basın ve kaynaklar çok daha habere yer verip gündem oluştururken, bizler bu konuyu neredeyse unuttuk, konuşmuyoruz ya da konuşursak bile aslında ne anlama geldiğinin üstünü çizerek geçiştiriyoruz. Sandima Tableti rahat okunan, görece kısa bir kitap. Bazı karakterlerin
Sandima TabletiCem Kozlu · Remzi Kitabevi · 05 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·172 syf.··
2026 8. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 22:46
Hançerli Hanım (tam adıyla Hançerli Hanım Hikâye-i Garibesi), IV. Murat (1623-1640) yönetimi sırasındaki kurmaca olayları anlatan bir meddah hikayesi. Yüzyıllar öncesine ait... Sözlü gelenek zamanında kahvelerde, sokaklarda, meydanlarda anlatılır ve halkın, esnafın çok ilgi çekermiş. Bu ilgi sonucu 1851 yılında Âlî Efendi tarafından Ceride-i Havadis gazetesi için yazıya geçirilmiş (hem de resimli). Edebiyatçı Güzin Dino (Abidin Dino'nun eşi), "satış garantili" bu eseri basarak gazetenin para sıkıntısını gidermeyi, gelir getirmeyi amaçlamış olabileceğini öne sürer. Buraya kadar her şey alışıldık. Alışılmadık olansa, rağbet gören bu hikayenin içinde anlatılan başka bir yan hikayenin, erkek erkeğe eşcinsel bir ilişkiyi konu alıyor olması! (Hükümdar Cemşid Şah, kölesi Nâyâb ve Seyf-i Dil... Hikaye, eşcinsel ya da belki biseksüel diyebileceğimiz bu üç erkek karakter etrafında ilerliyor.) Üstelik bu ilişki sevgi ve aşk çerçevesinde ele alınıyor. Hatta esnaf, yani toplum bile ilişkiye onay veriyor. Elbette böyle bir hikayenin anlatılıyor ve ilgi görüyor olması, bunun toplumun her kesimi tarafından onaylandığı anlamına gelmez. Ama bu konuların Osmanlı'da sandığımız gibi tabu olmadığı, böyle hikayelerin sokaklarda bile anlatılabildiği, halkın da dinleyip/okuyup geçtiği anlamına gelir. (Bu arada Hançerli Hanım, Namık Kemal'in 1876 tarihli İntibah'ı başta olmak üzere sonra gelen romanlara da ilham olmuştur. Türk edebiyatının ilk edebi romanı kabul edilen İntibah'ta, Hançerli Hanım'daki Süleyman artık Ali Bey olmuştur. Hançerli Hanım'sa Mahpeyker'dir. Hançerli Hanım'da yan öykü olarak işlenen eşcinsel öykü ise İntibah'ta yoktur.) (Konu hakkında detaylı bilgi arayanlar K24'teki ilgili yazıyı okuyabilir: Osmanlı İmparatorluğu özelinde bakıldığında, hukuki olarak
Hançerli HanımAnonim · Bilge Kültür Sanat · 2008102 okunma
Puan vermedi·208 syf.··
2026 9. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 22:47
"Shakespeare’i çok dert etmeden Hamlet’in tadının çıkarılabildiği zamanlar artık geçti!" diyor Marguerite Yourcenar, ünlü Japon yazar Yukio Mişima hakkında yazdığı deneme kitabı Bir Boşluk Algısı’nda. Kurgusal bir romanda anlatılan karakterlerin her bir hamlesinde yazarın yaşamından izler aramak ne kadar doğru sorusu, bildiğiniz üzere benim de sık sık üstüne düşündüğüm bir konu. Fakat Bir Maskenin İtirafları için durum epey farklı. Bu kez yazarın kendi hayatından otobiyografik ögeler taşıdığını bizzat kendisinin söylediği bir roman var karşımızda. Mişima kolay olmayanı yaparak maskesini çıkarıyor ve bize kendi öyküsünü tüm çıplaklığıyla anlatıyor. Kolay bir hayat değil onunki (ölümü de hiç kolay olmadı). Hep saklanmak zorunda kalmak, hislerinden emin olamamak, hiç de kapılmadığı duygulara kapılıyormuş gibi görünmek ve sahiden kapılmak için kendini zorlamak… Tüm bu uyanışı başlatan küçük tetikleyiciler ve sonra Guido Reni'nin Aziz Sebastian tablosuyla iyice açığa çıkan bir varoluş. Oysa hiç istemezdi böyle bir hayatı olmasını. "Öteki çocuklara gerçek yaradılışlarını olduğu gibi göstermek olanağı tanınmıştı; ben ise hep belirli bir rolü oynamaya kendimi zorlamak durumundaydım." 1940’lı yılların Japonya'sında, savaşın gölgesinde, okul sıralarında geçen, adaletsiz bir varoluşla gönül kırıklığı içinde mücadele eden Mişima’nın derin psikolojik tahlilerle dolu öyküsü. Güzel bir kurgu ve canlı sahneler. Bize sadece bir çocuğun kendini keşfetme hikayesini değil, bir dönemi ve bir ülkeyi anlatması bakımından da çok önemli. Magnus Hirschfeld, Oscar Wilde, Dostoyevski, Jeanne d'Ar gibi pek çok ismin kitabın sayfaları arasında kendine yer bulması da cabası. Japon edebiyatının en önemli eserlerinden Bir Maskenin İtirafları'nı kitap kulübümüzün 16 Mayıs'taki Kadıköy buluşmasında
Bir Maskenin İtiraflarıYukio Mişima · Can Yayınları · 20171,345 okunma
7/10
·111 syf.··
2026 7. kitabı
Yaşamöyküsüyle hayli merak uyandıran bir kişilik olan Fransız yazar Colette, novella diyebileceğimiz bu romanında bize bir aşk üçgeni sunuyor. Ama bu öyle alışık olduğumuz bir aşk üçgeni değil. Öyle ki, iki kenarında kadınla erkek, diğer kenarındaysa pek de alışık olmadığımız biri… bir kedi var. Kedilerin edebiyatta başrolde yer aldığı pek çok roman var. Colette’in 1933 tarihli romanı Dişi Kedi de bunlardan biri. Hikayede bir kedinin ilişkideki üçüncü kişi, kadının rakibi oluşunu ele alınıyor. 19 yaşındaki Camille Malmert ve 24 yaşındaki Alain Amparat taze evliler. Onlara bir de, Alain’in çocukluğundan beri beraber büyüdüğü Chartreux cinsi kedisi Saha eşlik ediyor. Alain Saha’yı Camille’den daha çok seviyor. Tabii bu durum Camille’nin sinirini bozdukça bozuyor. Kedinin dişi olmasının da bu kıskançlıkta garip de olsa doğrudan bir payı var gibi. Erkek bir kedi Camille’i bu kadar kıskandırmayabilirdi. Kitap boyunca hayli ilginç diyaloglar da yaşanıyor. Mesela bir yerde Alain ona, “Ne olur bu tatlı hayvancığı sen de benim gibi benimsesen… Kedi ya da köpek besleyen tek genç karı koca biz miyiz? Sana bir papağan, küçük bir maymun, bir çift muhabbetkuşu, küçük bir köpek alayım mı, beni kıskandırabilmen için?” diye ciddi ciddi soruyor. E adama da tak ediyor artık. Ama Camille’in de haklı olduğu taraflar var, hatta belki en haklı olan o. Bu kadar yeni evlilerken Alain’in kedisi Saha’yı karısından üstte tutması kadını üzüyor, öfkelendiriyor. Alain'in evliliğe hazır bir adam olmadığı zaten ortada. “Hayvansever insanlar gibi değilsin sen. Sen Saha’yı seviyorsun” diyor. Yani, “ona aşıksın” demek istiyor bir bakıma. “Gördüm sizi! Sabahları küçük sedirin üzerinde geceyi geçirdikten sonra… ikiniz de yanak yanağa vermiştiniz…” Kitabın 1933’te teatral bir tonla yazıldığını
Dişi KediColette · Sel Yayıncılık · 2021363 okunma
8/10
·211 syf.··
2026 5. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2026 10:59
J. G. Ballard'ın hayal dünyasıyla geçtiğimiz yaz okuduğum birkaç kitabı vesilesiyle tanışmış, onun bir kitabını sezon içinde Mert'in Kitap Kulübü'nde konuşmayı kafamda tasarlamıştım. Bu kitabın o zaman henüz okumadığım Çarpışma olacağını da kitabın konusuna bakarak sezmiştim. İşte 18 Nisan'da Kadıköy’deki kitap kulübü buluşmamızda konuşacağımız romanın bendeki ön hikayesi bu. Kitap hakkında daha önceki yazılarımda değindiğim kısımları geçerek söylemek isterim ki, Ballard bu romanında distopik kurgu ve yeraltı edebiyatının yasak ilişkisinden doğan aykırı bir evlat olan oto-erotizmi literatüre kazandırırken, bizi uç noktalarda gezinen karakterlerle tanıştırıyor. Yazarla aynı adı taşıyan James Ballard, karısı Catherine Ballard, James’in araba kazasıyla tanıştığı Helen Remington ve bir başka araba kazasından kurtulup tuhaf mı tuhaf düşünceler geliştiren Robert Vaughan, kitaptaki dört önemli karakter olarak öne çıkıyor. Fakat bana kalırsa romanda iki ana karakter var: James ve Vaughan. Kitabın konusunu açık etmemek için haklarında pek fazla şey söylemek istemiyorum. Vaughan’ın, hepsi de en az bir kez kaza geçirmiş ve kafası onunla aynı tuhaflıkta (detay yok) çalışan kişilerden oluşan küçük, tekinsiz bir topluluğun adeta lideri olması, bu gruptakilerin bir çeşit ötekiler (ve hatta “ucubeler”) oluşu, yazar için son derece iyi bir malzemeydi. Bu haliyle de gayet iyi ama Ballard bundan çok daha katmanlı bir roman bile çıkarabilirdi. Hem mecazen hem de manen, yarası olan insan, kendiyle aynı yaraya sahip diğer insanları arar. Boş yaşamlarını garip hazlarla doldurmaya çalışan karakterlerimiz giderek daha, daha ve daha fazlasını istiyor. Bu, ancak ölüm geldiğinde son bulacak bir arzu. Romanın konusu gereği Elizabeth Taylor da karakterlerden biri. James Dean, Albert Camus,
ÇarpışmaJ. G. Ballard · Sel Yayıncılık · 2021280 okunma