Albert Camus'nün "Düşüş" romanı, aslında bir tür itiraf, bir tür hesaplaşma. Jean-Baptiste Clamence, Paris'in ünlü avukatlarından biri, bir gün, bir köprüde dururken, arkasından gelen bir kadının suya düştüğünü duyar, ama yardım etmez(aslında edemez) Bu olay, Clamence'ın hayatını sorgulamasına, kendi "düşüş"ünü fark etmesine sebep olur. Camus, Clamence üzerinden, insanın kendi varoluşunu, sorumluluklarını, ahlakını sorguluyor. Roman, insanın kendiyle yüzleşmesinin, kendi "düşüş"ünü kabul etmesinin hikayesi. Çok etkileyici, okuduktan sonra insanın kendine bakmasına sebep oluyor. Düşüşün dayanılmaz hafifliği üzerine bir sone! Yani son perde...