Dikkat! Kısmi spoiler uyarısı..
Kitabı okuyan büyük bir çoğunluk kitabın konusuna aşk gözüyle bakmış ancak sizde benim gibi kanserden bir yakınınızı kaybettiyseniz temanın aşktan çok daha fazlasını barındırdığını anlayabilirsiniz. Kitap boyunca acaba bende kısa bir süre sonra öleceğimi bilsem nasıl birisi olurdum diye düşünmekten kendimi alıkoyamadım. Hazel ve Augustus ikisi de bunun bilincinde olmalarına rağmen tüm duygularını dorukta yaşadılar. Belki genç yaşta aşkı bulmalarından belki de genç yaşta olmalarından kaynaklı psikolojik olarak son ana kadar güçlerini asla kaybetmediler. Kitabı sürekli olarak gözyaşım gözümün kenarında okudum ancak Hazel Augustus'un öldüğünü, geç bir saatte telefonu çaldığında ve arayanın Augustus olmadığını gördüğünde anladığı bölümde hıçkıra hıçkıra ağladığım için kitaba ara vermek zorunda kaldım. Çünkü bizde yoğun bakımda yatan akciğer kanseri olan yengemin öldüğünü Hazel gibi diken üstünde her an haber gelecek diye beklerken gecenin bir vakti çalan telefon ile anlamıştık. Aynı Yıldızın Altında kurgu bir kitap olabilir ancak yazılan bahsi geçen tüm o korkular, endişeler ve hisler gerçek. Hazel ve Augustus kurgu karakter ancak hepinizin hayatında gerçek Hazel ve Augustuslar var ve hepimiz bir gün onların yerinde olmak için birer adayız. Kitabın sonu sonuca bağlanmadığı için aslında yazara biraz kızgınım ancak bunu da bilinçli yaptığını düşünüyorum. Tıpkı Görkemli Izdırabın yarıda kesilmesi gibi. Anna'dan sonra olanları merak ettiğin gibi bende mektupları okuduktan sonra sana neler olduğunu merak ederek hayatıma devam edeceğim Hazel. Benim için kitabın devamını getirecek bir Augustus yok ancak ben senin ve kendim için, kendi içimde bu kitabın sonunu senin acı hissetmeden ve huzurlu bir şekilde sonsuzluğa gittiğini hayal ederek yazacağım.