Ceketini, pantolonunu çıkardı, karyolaya sırtüstü uzandı. Amma da yorulmuştu! Oysa, yorulacak hiçbir şey yapmamıştı.
“Demek, ruh yıkıntıları insanı fena yoruyor!” diye geçirdi.
Bunu ifadesiz bir biçimde söylese de bakışı hüzünlüydü, dokunaklıydı, sanki dile getirmediği şeylere, görünürdeki mesafesine karşın, bana imkansız bir çağrı gönderiyordu ve ben buna nasıl yanıt vereceğimi bilmiyordum.