Kitabı Dante vesilesiyle tanıdım. Vergilius’u Dante’nin gözleriyle ve sözleriyle çok sevdim. Gerçekten dediği kadar varmış. Yabana atılamaz kesinlikle. Vergilius’un olay örgüsü günümüzdekileri aratmayacak kadar iyi. Bence kitap belli yerler hariç akıp gidiyor. Ben 6. ve 12. bölümleri asla unutmayacağımı sanıyorum. Özellikle son bölüm. Tırnaklarımı yedim. Olaylar Hristiyanlık daha gelmezden önce yaşanıyor. Bunu bilmek önemli. O dönemde tek tanrılı din olarak sadece Yahudilik var. Bir de Yunan tanrıları. Kahramanımız Çanakkale Dardanoslu. Aşil’in oyunuyla memleketinden olmuş bir biçare. Bu işin arkasında aslında zalim Tanrıça Juno var. Tanrıça Juno, Roma’nın kurulmasını istemiyor. Aeneas, memleketinin işgali sonrası çok güçsüz. İşgalciler ve halkının uğradığı yıkım bu kadar gerçekçi anlatılabilirdi Aeneas’ın gözünden. Tüm bildiklerinin ve sevdiklerinin ölümü, yanan evler, saldırgan insanların aman bilmez hırsı. Tanrıların oyunu. Belirsizlik ve buhran! Sanki o anda ordaymışsınız gibi. Yazar, insanların duyguları ve onları aktarma konusunda oldukça üstün yeteneklere sahip. Ve olay örgüleri öngörülemez şekilde karmaşık. Çok fazla isim geçiyor kitapta. Sanki orada can verenlere haklarını vermek istiyormuşçasına çok isim. İnsan bu sonuca varıyor okudukça.
Okudukça Yazgı ve Tanrılar ayrımını fark ediyorsunuz. Yazgı, sanki, Tanrılardan daha güçlü. Aeneas’a tebliğ edilen yazgı, Roma’yı İtalya’da kurulacağı. Juno bunu istemiyor ve türlü türlü oyunlar yapıyor İtalya’ya varmaması için. Aeneas bu yolda çok fazla kayıp veriyor. Eşi ve çok sevdiği babasını toprağa gömüyor. İtalya’ya varış tam 10 yılını alıyor. Arkasında Dardanosluları da sürüklüyor. Omzunda büyük sorumlulukları var. O kadar renkli ki bu destanda yaşam. O dönem insanlarının RACONları, değerleri, inanç usullerine