...Hem hatırlamak hem de düşünmek mi? Fakat cehennem dedikleri işte bu değilse nedir?
..Ama bugün için insanlara bu topraklarda yaşayan ve bu toplulugun kaderini paylaşan insalara kabulü şart bir mecburiyet düşüyordu. Karar vermek .
..Düşmanın bir mi?Sen ona bir daha ekle . Üç mu beş mi? Sen ona bir de kendini ekle ... Ve sen sana düşmanların en cetini oldun ,bunu böyle belle!..
..Kabul etmek her zaman doğru bulmak değildir
.. Iyi yetismemis insanların ülkesinde düzen bozuldu mu, mağara devri,taş devri hortluyor Minas Efendi .
... Hüzün mutluluğun ikinci adıydı artık .
Tarık Buğra nin en çok okunan eserlerinden biri .
Benim de yıllar sonra ikinci kez okuyuşum bu açıdan da kıymetli
Dili kullanmasi, anlatımı sahnelerin tasviri o kadar güzel ve lezzetliydi ki usta ya ne denebilir Türkçe nin geniş ve bereketli oluşunu hatırlattı bir kez daha. Romanda kurtuluş mücadelesinin halk tabanı, dönemin toplumsal gerçekliği Akşehir üzerinden anlatılırken ben bu sefer insan ruhunun, düşüncesinin derinlerinden gelen tasvirlerde kayboldum .
Insanın ikilemi, en büyük zorluğun ve düşmanın kendinden gelmesi-bununla savasi, insan yetiştirmenin insana - topluma can havli zamanında dahi nasıl gerektiği, karar ve kabulun zorluğu , ogrenilmisliklerimizden aliskanliklarimizdan onyargilarimizdan vazgecemeyislerimiz ya da bunlarla ilişkimiz vb insana dair birçok konunun ustalıkla işlenmesi aslında benim için işin ozunde içeride olan savaşın dışarıda, dışarıda olanın da içeride olduğuydu.
Bir de tabii samimiyet, durustluk ,dostluk ,vefa, hakikati arama çabası,sevgi,muhabbet, hangi durumda olursak olalım birbirimizi dinleme-duyabilme gibi yine bize dair, insan olusumuzla ilgili bir çok değerin hatrlatildigi üzerinde düşünmeye, durmaya davet edildiğimi hissettiğim bir eserdi .