“ Hassas kalpler için bu dünya cehennemdir ! “
Kitabı bitirdim bitireli o kadar üzgünüm ki yazmayı sıraladığım şeyleri dahi toparlayamıyorum. Ölümün soğuk yüzünü hiçbir şey silemiyor . İnsan ne kadar hassas , ne kadar derin bir varlık …
Öncelikle yazarımız Hristiyan olduğu için kitaptaki çoğu şeyde o dine göre ele alınmış . Karakterimizi genelde inancına bağlı olarak okuyoruz ancak intiharı, empati kurup, anlayıp, içine sindirip , kötü görülmesini, hoş karşılamaması beni rahatsız etti. Bir nevi intaharı düşünenlere destek gibi hissettim ve bundan hiç hoşlanmadım . Zaten Hristiyanların da hoş karşıladığı bir şey değil . İntihar edenlerin cenaze namazlarına din adamları katılmazmış. Kitabın sonunda buna bizzat şahit oluyoruz.
Gelelim kitabın benim için kısaca bıraktığı izlere…
Aşk , insanı öyle dipsiz bir kuyuya atar ki , ya sevdiğinle o kuyuda yüzer, kuyunun dipsizliğini anlamazsın . Kuyu sana cennet olur . Ya da tek başına kalır, cehennemi yaşarken , kurtulmaya çalışırsın ama daha da derine iner boğulur ,nefessiz kalırsın.
Kitabı aldığımda sanmıştım ki ailevi sorunları olan bir gencin hikayesini okuyacağım oysa gözlerimin önünde günden güne eksilen , tükenen , çok hassas , narin, aşırı derin düşünen , her şeye aşırı anlam yükleyen ve sevdiği kadının huzuru için kendince kendini feda eden , intiharla sonuçlanan bir gencin aşk hikayesini okudum . Beni bu kadar derinden etkilemesinin asıl sebebi Werther’in aslında hayat dolu olup , her şeyden bir mutluluk çıkarması , doğayı çok sevmesi , resim yapmaya bayılması , dünyayla değil daha çok maneviyatla ilgilenmesiydi. Kendini yiyip bitiren aşkını dahi ilahi bir melek olarak görüyordu . Onu görür görmez aşık olmuştu ve kendince o sevgi en başta onun hakkıydı . Oysa Lotte nişanlı bir kızdı . Albert , Werther ve Lotte