...milyonlarca kişinin yarım yüzyıldır katık olarak yanlızca bu ekmeği yediğini hatırlatmak ve hayatın bir tekrar olduğuna, ama sonra her şeyin acımasızlıkla unutulduğuna işaret etmek istiyorum.
Bütün bu elle tutulur niteliklerine rağmen, acının aklım ve ruhum ile ilgili bir şey olduğunu da bilirdim ama oldan kurtulmak için kafamda yapmam gereken temizliği yapmaya da girişemezdim.
Sigaranın o kadar sevilmesi, nikotinin gücünden değil, bu boş ve anlamsız âlemde, insana anlamlı bir şey yaptığı duygusunu kolaylıkla vermesindendir, diye düşünürüm bazen.
Orhan Pamukla ilk kez buluştuğum kitabı masumiyet müzesi
Aşkın müze haline geçişini adım adım tüm çıplaklığıyla usulca anlatıyor. Kitabın benimle konuşuyor olması her zaman hoşuma gitmiştir. Kemalin ruhundan anlatıyor herşeyi 1975 yılından günümüze kadar geçen bir dönemi serpiştirilir. Bekarete bakışı her bir kesim için anlamından bahsediyor. Yargılamadan en naturel şekliyle ifade ediyor herşeyi. Sonra birden bir seruvenin içinde Kemalle birlikte sürükleneniveriyorsun. Okurken o kadar sabırsızlandım ki sonuna gelebilmek için soluksuz kaldım.(Kemalin aksine)
Sıradışı bir deneyim bu kitap o kadar cok duyguyu o kadar yoğun hissettim ki gerçekte yaşanmış olduğunu bilmek tüyler ürpertici. Nasıl ya dediğim yerler, kıskandığım anlar, aklım almıyor dediğim kısımlar... Üzüldüm, kızdım, kırıldım, hayran kaldım. Masumiyet müzesini bir önce gezmek, yaşamak istiyorum. "Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım." Kemalin kitap için son sözü.
Saygıyla önünde eğiliyorum.
Aşk...