Sevgi inandırıcı değildir.Düşüncelerin bulduğu, düşüncelerin biçimlendirdiği bir durumdur.Düşünüldüğü oranda büyür, derinleşir, büyütülür, derinleştirilir.Ne denli düşünülürse, o denli büyür.O denli dayanılmaz boyutlara ulaşır, ulaştırılır.Gerçekleştirilemez.Soyutlaşır.Ve hiçbir zaman bitmez.Yaşam gibi.Ölüm gibi.
Bu yaşam, beni ancak içimde esen rüzgarları, içimde seven sevgileri, içimde ölen ölümü, içimden taşmak isteyen yaşamı, sözcüklere dönüştürebildiğim zaman ve sözcükler, o rüzgara, o ölüme, o sevgiye yaklaşabildiği zaman dolduruyor.
Zaman zaman kendimi tüm insanlıktan daha güçlü duyuyorum, ama kendimi aynı anda çıplaklıklarından sıyrılmaya çalışan ağaçlar kadar da bırakılmış duyuyorum.Özellikle ben'in, ben'i bıraktığı anlarda.Ya da ikisi bütünleştiğinde.Ve birdenbire, şimdiye dek hiç algılamadığım bir duygu gelip beni buluyor:
Bırakılmışlığın Tadı
Ölüm düşüncesi izliyor beni.Gece gündüz kendimi öldürmeyi düşünüyorum.Bunun belli bir nedeni yok.Yaşansa da olur yaşanmasa da.Bir kaygı yalnız.Beni,kendimi öldürmeyi denemeye iten bir kaygı.
.
.
.
Sanki güzel bir ölü gövdeyle öç almak istediğim insanlar var.Karşı çıkmak istediğim evler, koltuklar, halılar, müzikler, öğretmenler var.Karşı çıkmak istediğim kurallar var.Bir haykırış! Küçük dünyanız sizin olsun.Bir haykırış! Sessizce yatağa dönüyorum.Ölümü ve yokluğu uzun süre düşünmeye zaman kalmıyor.Şimdi gözümün önündeki görüntüler renkli kırları andırıyor.Korkacak bir şey yok.Kırlarda koşuyorum.Sanki bir deniz kentinde yaşamıyorum.Hep kırlar.