Elindeki uzun istekayla toplardan birine vuruyordun, amacın topları birbirine çarptırmak ve yuvarlanışları bittiğinde bir sonraki vuruş için elverişli bir konumda durmalarını sağlamaktı. Vurana kadar bütün kontrol sendeydi.
Hepimiz "bir şeyi" başlatma kudretine sahiptik. Herkes hayatın içinde "bir şeyi" başlatabiliyordu. Bir kavgayı, bir aşkı, bir acıyı, bir ihaneti, istekayla topa vurur gibi tek bir darbeyle gerçekleştirebiliyorduk.
Bizim hareketimiz sonucunda birçok insanın ruhu dalgalanıyor, düşünceler, duygular birbirine çarpıyordu.
Başlatmak için sahip olduğumuz büyük kudrete rağmen kendi hareketimizin yarattığı değişiklikleri, çarpışmaları, kırılmaları kontrol edecek bir güce sahip değildik.
Parmak uçları bile benzemeyen insanların, zihinleri, düşünceleri, duyguları, bilincin karanlıklarına saklanmış gizli arzuları, kişilikleri nasıl benzer birbirine?
Eğer duygularımız da parmaklarımız gibi dokunduğu yerde iz bıraksaydı, onların her birinde de diğerlerininkine benzemeyen çizgiler, kıvrımlar, helezonlar görürdük herhalde, herkesi duygu izlerinden tanıyabilirdik.
Belli ki birbirimize benzememizi istemiyor Tanrı.
Her birimizin hayata başka bir biçimde değmemizi istiyor.
Başka izler bırakmamızı...