Uzun zaman oldu. Başlangıcını kestiremediğimiz kadar uzun. Bir garip hüzünle kendimizi mayalar dururuz evvelin o ilk anından beri. Başka da bir şey yapmak gelmez içimizden. Merhametsizliğe yoğrulmuş günlerin ardından başucumuzda öykü kırıntılarıyla uykuya dalarız. Gece, gündüzün elinden erken devraldığından nöbeti, ağlamaklı çocuklar gibi mahsun olur haneler ve sabahları acı haberlere uyanmaktan korkar gözlerimiz. Payımıza düşen bizi değerli kılan ne varsa unutmaktır sanki ve kendi kabuğumuzda söylenir dururuz öylece..
Muhtemel ki bahtiyarlığı bu yüzdendir toprağın, saf ve temiz olarak büründüğü bedenini yine kendisine teslim edilmesidir onu mutlu eden. Yine de gövdesinden uzaklaşmış hislerin ruhsuz salınışları, özgürlüğünün tadını çıkarır gibi dolaşır başımızda ve rüzgarla birlikte geçer hüznün eksik olmadığı hanelerimizden. Suya doymuş toprak, zamandan bağımsız dinlenirken ve beklerken kendi evinde acı kuraklık gibi bir histir sol yanımızda..
Bir sessizlik tutulması gibi soluksuzca dinleniriz, anlarız ki daha önce duyduğumuz hiçbir söz bu kadar etkilememiştir bizi. İşte deriz beklediğimiz an, işte gönlümüzün saklı köşelerinde biriken gecelerimizin hüzünle ıslanan kavuşma fısıltıları.
Biliriz ki ayrılıktır gelen
Ah bu ayrılık! ne kadar da hüzünle iç içe nasıl da özlem ve kavuşma sancıları ile dolu ve nasıl da isyanın ve zulmün şahidi
gökyüzü renginde denizler, insan teninde toprak
Hep öyle olmadı mı zaten? Göçüp gitmelerin en acısı toprakla yaşanmadı mı, en sevdiklerimizi teslim etmedik mi toprağa Umut filizleri topraktan yeşermedi mi toprak güç vermedi mi insana?..
Evveli de ahir'i de topraktır bedenimizin, toza bulanmış ve toprağa uzanmış kavuşma söyleşileridir gerçekte hayat boyu duyduklarımız. O yüzden toprak kokar yüreğimiz o yüzden yüreğimiz zaman zaman