Merviş

Merviş
@Mervedemirbas
Ben atlara ve uzaklara hayrandım..
Şair Gülten Akın ne güzel söy­lüyor: “Gökyüzünde bir top bulut avare, Ben ağaca deli, buluta deli, Bir büyük oyun kardaş yaşamak dediğin, Beni ya sevmeli ya öldürmeli...”
Reklam
İnsanlar kuru ekmek yedikleri için boşanmazlar, yamalı elbise giydikleri için boşanmazlar. İnsanlar, karşı taraftan sevgi, saygı, ilgi, şefkât görmedikleri için boşanıyorlar. Olaya lütfen ön yargılarla değil, gerçekçi açılardan bakalım. İnsanoğlu sevgi, saygı gör­mezse yaşamak neye yarar.
Ben Konya’nın Ermenek ilçesindenim. Ermenek’te bir söz vardır. “Erkek akşam evine girince, öyle coşkun, öyle heyecanlı, öyle aşk dolu olmalı ki, duvardaki duran saat bile çalışmaya başlamalı.” Bazılarınız diyecek ki, bu çağda böyle romantizm, böyle şiiriyet olur mu? Herkes ekmek parası peşinde koşuyor, Sabri Bey’in aklı nelerle meşgul. İşte öyle kardeşim. O akşamki rız­kımız bir dilim kuru ekmek, bir bardak su bile olsa, onu aşkla, heyecanla yiyebiliyorsak, her lokması için Allah’ımıza sonsuz şükürler edebiliyorsak, işte o hayat, saraylardaki yaşamalardan çok daha güzel, çok daha anlamlıdır. İnsanın asıl ihtiyacı sev­gidir, saygıdır, ilgidir.
Hayatın Bütünlüğü
Bundan kırk yıl önce idi. O zaman emekli olan bir öğretmen hanımefendi anlatmıştı. Bundan diyor, otuz yıl önceydi. Öğret­men Okulunu bitirmiş, mesleğe ilk adımımı atmıştım. Bir okulda öğretmendim. Bir gün ders bitmiş, teneffüs zili çalmış, çayımı içmek için öğretmenler odasına gidiyordum. Oturdum. Biraz sonra bir hademe geldi. Efendim, dedi. Vaktiniz müsaitse müdür bey sizi bir dakika rica ediyor. O zaman gençtim, güzeldim, yeni öğretmen olmuştum. Gaflet, delâlet içinde, kendimi bir şey sanı­yordum. Kendimi ömür boyu affedemeyeceğim bir terbiyesizlik yaptım. Ben gelemem, dedim. Ne söyleyecekse gelsin burada söylesin. Biraz sonra müdür bey geldi. Emekliliğine çok az bir zaman kalmıştı. Biraz beli bükülmüş, biraz kamburu çıkmıştı. Geldi, saygıyla selâm verdi. Affedersiniz kızım, dedi. Sizi ra­hatsız ettim. Ders çizelgelerini hazırlıyordum. Müsait gününüzü tespit etmek istemiştim. Lütfedip söylerseniz memnun olurum. Ben yine aynı kabalıkla, “falanca gün,” dedim. Müdür bey gitti. Ve aradan otuz yıl geçti. Bu sefer benim emekliliğim yaklaş­mıştı. Keçiören’de bir okulda öğretmendim. O zamanlar okullar sobalıydı. Derse girdim, sınıf buz gibi, soba yanmıyor. Çocuklar titriyorlar. Canım sıkıldı. Hemen mümessili çağırdım. Hademeyi görmesini, sobayı yakmasını istedim. Biraz sonra mümessil sınıfa girdi. Öğretmenim, dedi, hademe gelmiyor. Kocaman ka­dın, otursun sobayı kendi yaksın, diyor. Şoke olmuştum. Şa­şırdım, başka bir öğrenciyi gönderdim. Aynı cevabı vermişti. Moralim bozuldu. Bu sefer kalktım kendim gittim. Hademe otur­muş, sigarasını içiyordu. Beni görünce asabi bir ses tonuyla, “İkide birde niye haber gönderiyorsun, otur sobanı yak,” dedi. Birden boşanıverdim. Emekliliğime üç gün kala talebelerimin önünde rezil olmuştum. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Müdür bey geldi.
Benim adım insanların hizasına yazılmıştır. Her gün yepyeni rüyalarla ödenebilen bir ceza bu. Keşke yağmuru çağıracak kadar güzel olmasaydım. Ölüm ve acılar çatsaydı beni . Düşüncem yapma çiçekler kadar gösterişli ve parlak. Sözlerim ihanete varacak doğrulukta olsaydı. Anmaya gücüm yetseydi de konuşsaydım. Diri-gergin kasları konuşsaydım. “Kardeşler! ” deseydim “Kardeşlerim! ” “Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan." “Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan." “Bakın yaklaşıyor...” Yazık, şairler kadar cesur değilim. Çocukların üşüdükleri anlaşılıyor bütün yaşadıklarımdan. Gövdem kuduz yarasalarla birazcık yatışıyor. Benim gövdem yıllar boyu sevmekle tarazlandı. Öyle bir çalımlarla gecenin çitlerinden atlardım. Bir güneş sayardım kendimi denizin karşısında. Çünkü çam kokularına sürtünüp ağırlaşan ruhların. İnanmazdım dosyalara sığacağına. Gittikçe ışıldardım dükkânlar kararırken. Hüznün o beyaz etrafına sakallarım batardı. Benim adım bilinen cevapların üstüne mühürlenmiş. Ellerim tütsülenmiş. Evlerin yeni yıkanmış serin taşlıklarında Dirgenler, bakraçlar, tornavidalar Bende kül, bende kanat, bende gizem bırakmadılar Ve içinden bir baş ağrısı gibi çınlamaktansa Gövdem açık bir hedef kılındı belâlara. Ve bu yüzden yakışıksız oluyor İnsanları hummalı baharlar olarak tanımlamak Ve bu yüzden göğsümde dakikalar İnce parmaklar halinde geziniyor Konvoylar geçiyor meşelikler arasından Bir yaprak kapatıyorum hayatımın nemli taraflarına Ölümden anlayan, ciddi bir yaprak Unutulacak diyorum, iyice unutulsun Neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak. (1972)