Ben her şeyin bir vakti olduğuna inanırım. Vakti gelmeyince tohum filizlenmez, yaprak dalından kımıldamaz, güneş batıp karanlık bir perde gibi üstümüze gerilmez, ruh bu dünyadaki evi olan bedenden çıkıp, gerçek mekânına doğru meyillenmez.
İşte velhasıl-ı kelâm, bunlar gibi bazı günlük işlerin yapılmasının da bir zamanı vardır elbet.
O gün içimde değişik bir his vardı, ısrarla arkadaşlarımı da sürükledim götürdüm büyükçe bir kitapçıya. Hani şu, merhum Muzeffer hocanın dediği gibi; ölmüş olanların kitaplarının, ölecek olanlara satıldığı yer.. Baya uzun kaldık, bedenen çokça yorulduk, ruhça dinlendik. Ben tabi kalmak istedim daha fazla ama arkadaşlarım sızlandı, utandım kıramadım onları tamam gidelim dedim.
Yalnız bu kitaptan ayrılmak istememiştim. Çıktım gözüm arkada kaldı.
İlk anda elime aldığımda gönlüm ısınmıştı bu kitaba. Açtım içini rastgele okumaya başladım. Dedim dur Merve, okuma daha fazla şöyle evde zevkini çıkara çıkara okursun. Dur burda böyle dikildiğin yerden dalma içine şimdi, gitme uzaklara dedim... İyiki de dedim. Bugün kitabın sonlarına gelirken, öyle üzülüyorum ki. Sanki uzun bir yolculuktan dönüyorum. Fakat kimlerle tanış oldum, kimlerle gönüldaş oldum bir bilseniz.
Biraz içerikten bahis açalım; Bugün en çok bilinen klasik müziğimizin ( Osmanlı Müziği de denebilir) 40 Makam'ı anlamlarıyla ele alınmış bu eserde. Bu makamlar bize neyi çağrıştırır, bizi hangi yerlere götürür, hangi yollardan götürür, hepsi bir bir anlatılmış. Kitabın başlarında bazı terimler açıklanmış. Beste nedir, güfte nedir, usûl nedir, peşrev nedir, taksim nedir? Daha sonra ikinci kısımda tek tek makamlar bir iki örnek eserle anlatılmış. Ahmed Avni Konuk'un Fihrist-i Makâmât'ından alıntılar yapılmış. Her makamı anlamak için evvela onu iyi temsil eden, Savaş hocanın seçtiği bir eseri