Bir gün Danıştay’da odamda çalışıyordum. “Bir hanım sizinle görüşmek istiyor.” dediler. Biraz sonra kapı açıldı, içeri aşırı makyajlı, saçları çok abartılı yapılmış bir hanım girdi. Bir sıkıntısı olduğunu söyledi, görüşmek için izin istedi. Yer gösterdim, oturdu. Ancak oturma şekli son derece edep dışıydı. Bu durumda takınılabilecek iki tavır vardı: Ya kaba davranarak azarlayıp kovmak veya ona unutamayacağı bir ders vermek. Ben o kimseyi çok büyük bir saygıyla karşıladım. Ne istediğini, sıkıntısının ne olduğunu sordum. Onunla konuşurken son derece saygılı, edepli olmaya dikkat ettim. Benim bu davranışım karşısında biraz sonra bacaklarını örttü, sonra oturuşunu düzeltti. Biraz sonra da kendini tutamayıp hüngür hüngür ağlamaya başladı. Niçin ağladığını sordum, “Efendim, yoksa sizi kıracak bir şey mi söyledim?” dedim. “Hayır,” dedi. “Şimdiye kadar kimse bana sizin kadar saygı dolu, sizin kadar kibar, sizin kadar insanca davranmadı. Adam yerine bile koymadı. Çok duygulandım, onun için ağlıyorum.” dedi. Ben de kendi ayakları üzerinde durabilmesi için isterse kendisine iş bulabileceğimi söyledim. Çok memnun oldu. Allah’ın yardımıyla kısa sürede bir iş bulundu. Sonra o çalıştığı yerde bir bey onunla evlenmek istemiş. Beni baba olarak görüp bana danıştı. Ben de adama, eğer eski yaşantısını yüzüne vurmayacaksa o hanımla evlenebileceğini söyledim ve evlendiler. Şimdi bir yavruları var, mutlular.
Büyük bilgin, kendi çağının en kültürlü insanı EI-Birûni hastalanır, son günlerini yaşamaktadır. Hükümdar emir verir, konsültasyon yapılır. Umut yoktur. Durum hemen kendisine bildirilir. Derhal hastayı ziyaret eder. “Efendim,” der, “Ne yapmamızı istiyorsanız, emir buyurun, derhal yerine getirelim.” El- Birûni, teşekkür eder, “Efendim,” der, “kafamda matematiğe ait çözemediğim, bir türlü halledemediğim bir soru var. Emir buyrulsun, memleketin en ünlü matematikçileri lütfedip gelsinler; inşallah dünya hayatımdaki son gece misafirliğimde, o meseleyi halledelim. Hakk’a öyle göçmek istiyorum.” Hükümdar, büyük bir saygı ve edeple, “Hay hay efendim” der. Derhal emir verir. Matematikçiler gelirler. Sabaha kadar müzakere sürer. Güneşin doğmasına yakın çözüme varılır. El-Birûni gerek konuk bilim adamları ile, gerek hane halkı ile helâlleşir, vedalaşır, neşe içinde, huzur ve mutluluk içinde Hakk’a göçer. Nur içinde yatsın. Cenâb-ı Hak, din gününde ellerinden öpmeyi nasibetsin.