Bakıyorum, asıl amaç uçup gitmiş, nedenler buharlaşıp yok olmuştur. Suçlu yoktur ortada, uğradığım hakaret, hakaret değildir artık, hiç kimsenin suçlu olmadığı bir diş ağrısına dönüşmüştür, dolayısıyla gene aynı çıkış yolu kalmıştır bana, yani daha çok acı duymak için duvarı yumruklamak...
Gelgelelim, ne kadar uğraşırsam uğraşayım, asıl suçlunun hep ben olduğum sonucu çıkıyordu ortaya; ayrıca, olayın en utanılacak yanı da, suçsuzken her zaman benim suçlu olmamdı..
Sanırım, bunda da bir çeşit zevk, yani umutsuzluk zevki buluyordum. Çünkü umutsuzluklarda zevklerin en yakıcısı bulunabilir. Özellikle, durumunun çaresizliğinin tam anlamıyla bilincindeyse insan...