…Eski rüyaların odalara sinip sinmediğini merak etti; bir kişinin eğlendiği, üzüldüğü, gülüp ağladığı odada, ona ait bir şeyin, soyut ve görünmez ama yine de gerçek bir şeyin, sesli bir hatıra gibi sonsuza dek geride kalıp kalmadığını…
“…İnsanın zalimliğine ağaçlarla kuşlar, böceklerle otlar, hayvanlarla taşlar değil, ancak insan karşı koyabilirdi. Dönüp dolaşıp insanda başlıyordu her şey, dönüp dolaşıp insanda bitiyordu. Gerisi boştu… Yani, insanın karışmadığı her şey bir masaldı.”