"Peki, Bay Wonka sarayı yapmış mı, dedeciğim?"
"Yapmış elbette. Hem de ne saray! Tam yüz odası varmış sarayın, her şey çikolatadanmış, sütlü, sade, nasıl istersen! Tuğlalar çikolatadan, çimentosu çikolatadan, pencereler, duvarlar, tavanlar çikolatadan, halılar, tablolar, koltuklar, masalar, karyolalar, her şey ama her şey tepeden tırnağa çikolatadan. Banyodaki muslukları açtın mı, sıcak çikolata akıyormuş.
Kişilik, bilgisayar biliminden ödünç aldığım bir metaforla yazılım (software) gibidir. Deneyim yoluyla yüklendiğimiz baş etme mekanizmaları ve savunmalardan oluşur. Ama bir de donanım (hardware) vardır ki; beden, mizaç, zekâ, sezgi/algı kapasitesi, duyarlılık, yeni deneyimlere/öğrenmelere açıklık, espri anlayışı, kavrayış gücü gibi unsurlardan oluşur. Bunlar ağırlıklı olarak doğuştan gelen özelliklerimizdir ve her kişilik yapısında bireye çekici gelebilirler. Dolayısıyla bazen donanıma çekim duyar ya da âşık olabiliriz; romansı, tutkuyu, fanteziyi donanım ile yaşayabiliriz. Ama ilişkiyi hemen her zaman yazılım ile sürdürürüz. Yani bizi ötekine bağlayıcı unsur onun doğuştan gelen çekici özellikleri olabilir ama ilişkiyi yürütücü unsur kişiliktir ve kişilik sorunluysa ilişki de sorunludur.
Seni bataklığının içine çekebiliyorsa, sana kendini (onun hissettiği gibi) kaygılı, öfkeli, güvensiz, yetersiz, değersiz, aciz hissettirebiliyorsa, seni agresyonuyla, pasif agresyonuyla, varlığını ya da yokluğunu dayatarak "delirtebiliyor" ya da sindirebiliyorsa; muktedir, dolayısıyla tekrar güvende hisseder. Senin ona teslim olma ya da kendini kaybetme anın, onun ilişki denkleminde "üste" çıktığı andır. O vakit genellikle tutumu değişir. Sakinleşir, durulur, neredeyse "huzur" denebilecek bir dinginliğe kavuşur. Artık dizginleri ele almış, kısa süreli de olsa rahatlamıştır.