Eğer bir çocuk her şeye rağmen anne babanın iktidarını sarsabilirse sevgiden yoksun bırakılarak cezalandırılır. Bu durumda boyun eğmek zorundadır. Böylece kültürümüz için tipik olan bir temel yarılma ortaya çıkar: Bir yandan gerçek anlamda seven anne babayla bağlılık isteği, diğer yandan anne babaya duyulan nefret. Bu çelişkili duygular yan yana var olurlar ama bu yan yanalık hali bilinçle kavranmaz.
Anne babalar, kendi yaralanmış kendilik değerlerini telafi etmek için böylesi bir her şeye muktedir olma duygusuna ihtiyaç duyduklarından çocukları karşısındaki iktidar pozisyonlarından vazgeçmek istemiyorlar. Bu süreç, insan oluş sürecinde temel bir hasara yol açıyor.
Düşmanlar bizi kendi yaralanmışlığımızı görmekten uzak tutarlar. İnsan başkalarını cezalandırabildiği, aşağılayabildiği, hatta yok edebildiği sürece kendi kendisiyle yüzleşmek zorunda kalmaz.
Eğer insan, acıyı zayıflık olarak algılamaya teşvik edildiği için kendi acısını yaşayamazsa, yaşamasına izin verilmezse, acıyı başka canlılarda arama ihtiyacı duyacaktır. Bu durumdaki insan kendi yadsınmış ve bastırılmış acısını ele geçirmek için başkalarını aşağılayacak, başkalarına işkence edecek ve hasar verecektir. Aynı zamanda kendi ruhsal hasarını gizlemek için de bu edimini inkâr edecektir.