Üniversite yıllarımdan beri severek takip ettiğim; televizyon programlarını, dergi yazılarını kaçırmadığım, söyleşilerine katıldığım tek yazardır Tarık Tufan Geç Kalan'ı okumaya başladığımda biraz hayal kırıklığına uğradım. Başka biri yazmıştı sanki. İçine çekmedi bir türlü. Kitabın ortalarına doğru o tanıdık üsluba, derinliğe, muazzam tahlillere rastladım. Varoluş sancısı, arayış, kayboluş, geç kalış... İç sesinizle dertleşmek gibiydi. Bir nevi yüzleşme.
İnsanı ağır yaralayan her ne varsa yaşanıp bittiği anda kalabilseydi, tahammül gücümüz ayakta durmamıza yetebilirdi. Öyle kalmadığını öğreneli çok zaman oldu. O keskin acı, o yaralayıcı savruluş hafızamızın korunaklı odalarında ilk andaki kadar taze, ilk andaki kadar sarsıcı, ilk andaki kadar kederli var olmaya devam ediyor.