Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi? Evet, bunun hayatımın en mutlu anı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu. Derin bir huzurla her yerimi saran o harika altın an belki birkaç saniye sürmüştü, ama mutluluk bana saatlerce, yıllarca gibi gelmişti...
sevincim bazen tepetaklak olsa da o “sadece aşk”
demek olan müziği dinliyorum
- sözcükler için, çocuklarım ve beklediğim aşklar için eteklerimi hala gururla
savuruyorsam ;
- hala kırmızı bakıyorsam
- senin gölgenle bıkmadan dans ettiğim içindir
Telefon numaranı çiğneyip yuttum. Oturduğum sokağı ufaladım sol avcumda. Anahtarlarımı göle fırlattım. Her panoya “hiç sevmiyorum” yazdım. Nasıl olsa kimse ellerimdeki acıdan kuşkulanmayacak. Nasılsa herkes özgürlükten yana. O buram buram tutsaklık kokan ama inek gibi geviş getirerek özgürlük numarası çeken panolardan yana. Bu sakalet içinde zaten sevsem n,olur, sevmesem n,olur. Yine de iki gözüm önüme aksın, beter olayım, evim yıkılsın ki sevmiyorum. Dökülsün dudaklarımdaki kırmızı...,,,
Ne olur, bana en güzel yalanı ver. Bir an için hiç bitmeyeceğini sandığın bir yalan. Çünkü en gerçeği, en sahicisi bu... Ay ışığı ulurken balkondan düşürdüğün terlikleri toplayacağım. Kırık fayanslarına takma kirpiklerimi takacağım. Sana ait olan bir yalan daha bulacağım. Bir düşü süsleyebilecek kadar gerçek olacak ya da bir gerçeği yok edebilecek kadar yalan...