Kendini beğenmek öyle bir cehennem yılanıdır ki, insanın yüreğine sinsice süzülüp girer, onu zehirleyip gözünü kör eder, daha güzel bir hayata giden yoldan saptırır onu. Bu sürüngen, insanların öylesine içine işler ki, onu koparıp atmak kolay olmaz.
Thomas More’u tanımamızı sağlayan eser Ütopya’dır. Koyu bir Katolik olmasına ve birçok dinî eser kaleme almasına rağmen More, bu kitabında sosyalist bir devlet düzenini ve tüm dinlerin özgürce yaşandığı hayali bir adayı anlatır. Ütopya, yazıldığı dönem düşünüldüğünde oldukça cesur ve sıra dışı fikirler içerir.
Kitapta en dikkat çekici uygulamalardan biri evlilikle ilgilidir. Evlenmeden önce çiftler, yaşlı bir gözetmen eşliğinde birbirlerini çıplak olarak görürler. More bu durumu şu benzetmeyle savunur: Bir hayvanı ya da bir giysiyi satın almadan önce bile her yanını kontrol ederken, hayatımızı birlikte geçireceğimiz insanı tanımak istememiz son derece doğaldır.
Patentli ilaçlar, patentli yalanlardı ama orta çağın büyü ve muskaları gibi insanlar tarafından kabul edildi. Bu ilaçların muska ve büyülerden farklı yanı, daha zararlı ve daha pahalı olmalarıydı.