Merve

Müslüman olmayan komşularımızın bize yaptıkları soykırım faaliyeti birkaç asırdır daha dogrusu Osmanlı İmparatorluğunun Balkanlar ve Tuna bölgelerinden çekilmeye başladığı andan itibaren devam ediyor. 1689 senesinde Macaristanda Kanije kalesinde kuşatma altında bulunan Müslüman komutan Türk sultanına şöyle yazar: " Çok acı! Haber beklemekten ciğerlerimiz yandı... Genç süvarilerin, güçlü birliklerin hareketinin haberini bekleyerek savaşmaya devam ediyoruz. Bunu Osmanlı sahillerinden gelen göçer kuşların hareketinden anlamaya çalışıyoruz." Piri Ahmet adında bu cesur asker boşuna umut ediyordu. Kuşatma altında bulunan bu Müslümanlara hiçbir yardım gelmedi. Üç senelik kuşatmadan sonra onlar son neferine kadar şehit oldu ve bu geniş topraklarda yaşayan Müslümanlar yok oldu. Balkanlardaki Müslümanları boyun eğdirme, sürgün etme ve öldürmeye yönelik eylemler ile aynı neticeye varan sessiz terör faaliyetleri o zamandan bu güne kadar devam ediyor. Eski tarihten olan bu tespiti iki şeyi vurgulamak için ifade ediyorum: İlki, balkanlardaki Müslüman olmayan kuvvetlerin taktiği, önce kuşatma sonra öldürme veya evlerinden sürgün şeklindedir, ikincisi, Müslümanların yardım talep ettikleri veya yardımını umdukları kimseler ya yardıma gelmiyorlar veya çok geç geliyorlar.
Reklam
Son iki buçuk sene içinde Bosna Hersek içinde cereyan eden hadiselerden çoğu hakkında bilgi sahibi olduğunuzu tahmin ediyorum. Kısa bir süre evvel bir Türk tarihçisi, "vahşet itibariyle, Bosnanın Müslüman halkı üzerindeki büyük Sırp soykırım faaliyetini, sadece 13. asırda Bağdat'a yapılan Moğol istilası aşmaktadır" dedi!
Sayın başkan, Bosnada cereyan eden şey demokrasi ile en kara ırkçılık ve ayrımcılık biçimleri arasında bir çatışmadır. Düşmanımız sadece bir (kendi) milleti, sadece bir (kendi) dini ve sadece bir siyasi partiyi tanımaktadır. Onlardan olmayan her şey yok olmaya mahkûmdur. Mezarlıklar bile tahrip edildi. Saldırganın kontrol ettiği bölgelerde neler olup bittiği hususunda BM özel raportörü olan Sayın Mazovyeckinin yazdıklarını okuyun! Kendine "Sırp Cumhuriyeti' diyen canavardan devlet yapmaya gayret eden bazı beyefendilere sorarım -ki onlardan bazıları bu salonda oturmaktadırlar- bu sözde "Cumhuriyet'in tanınması ve yarın burada bizimle oturması için çaba sarf edecekler midir? Bu beyefendilere sorarım: Zulüm ve soykırım üzerine inşa edilen bu yaratığın burada, medeni ülkelerin ailesine katılması için hazırlık mı yapıyorlar?
Yok olma tehdidi ve apaçık olarak verilen idam kararına karşın, halkımız kendini savunmaya karar verdi. Fakat o zaman başka bir absürtle karşılaştı ve ellerini bağlanmış olarak buldu. Yani savaş başlamadan evvel BM eski Yugoslavya topraklarına silah ithâl edilmesine yönelik meşhur ambargo kararını vermişti. Her şey değişti. Savaş paşladı. Saldırgan ve kurbanlar ortaya çıktı. Ancak silah ambargosu, sanki bu arada hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu. Adalet korkunç bir adaletsizliğe dönüstü Saldırganlar, 40 sene boyunca biriktirdikleri silahlara sahipti, kurbanlar ise silahsız, eli kolu bağlı olarak kaldı. Silah ambargosu kararı kendi zıddına dönüştü.
Bu haksız savaşın bilânçosu: Savaşın daha ilk aylarında ülke topraklarının %70'i işgal edildi 200.000'den fazla sivil öldürüldü, bir milyondan fazla insan evlerinden çıkarıldı ve yüzlerce köy ve şehir yıkıldı. Yani bu savaş iki ordunun yaptığı klasik bir savaş değildi. Bu, o zamana kadar görülmemiş kültür ve dini eserlerin yıkımıyla beraber bir ordunun sivillere karşı bir savaşıydı. Bu barbarlığa karşı dünya gerektiği gibi cevap vermedi. Saldırının vahşetiyle şoka uğraması dolayısıyla mı, etik ve psikolojik olarak hazır olmaması veya kendi karmaşık çıkarları sebebiyle mi bilinmez, dünya şaşkın ve kararsız davrandı.
Reklam