Masumiyet Müzesi' nin bir sahnesine denk geldim. Adam, kızın eli değdi diye şekerlik emcüklüyordu. Bu kitap mı meşhur olmuş yani? Bu mu aşk? Netflix'in bunu niye dizi yaptığı belli oldu
Masumiyet Müzesi
Sen: "eşyaları emcükleyen bir adam görürsün"
ben: "Sıradan bir aşkı değil; aristokrat bir narsistin, saplantısını 'sanat' ve 'müze' kılıfı altında meşrulaştırarak ölümsüzleştirme çabasını" görürüm. Yazarın başarısı seni bu saplantıya ikna etmesidir, benim gerçeğim ise o vitrinin arkasındaki hastalıklı mülkiyet tutkusudur.
Körlük
Sen: "Görünmez bir düşmanla savaşan talihsiz insanların dramı" diye bakarsın.
Ben: "Medeniyetin bir göz bağından ibaret olduğunu; ahlakın, sadece birileri bizi izlerken taktığımız bir maske olduğunu" kanıtlarım.
İnce Memed
Sen: "Ezilen köylünün ağaya karşı kazandığı o şanlı zafer" diye heyecanlanırsın.
Ben: "Toprağa düşen her kurşunun, aslında kölelik zincirini daha da sağlamlaştıran yeni bir tiranlık doğurduğunu" teşhis ederim.
Fahrenheit 451
Sen: "Kitapları yakan zalim bir sistemin kurbanları" için üzülürsün.
Ben: "O kitapları korumak yerine, ekranların uyuşturucu etkisine gönüllüce teslim olan senin o tembel zihnini" mahkum ederim.
Dönüşüm
Sen: "Bir sabah böcek olarak uyanan adamın hazin sonu" diye iç çekersin.
Ben: "Sistemin seni sadece bir 'üretim aracı' olarak gördüğünü; ekonomik değerin bittiği an ailenin bile seni süpürgeyle dışarı atacağını" suratına çarparım.
1984
Sen: "Baskıcı bir devletin halkını zorla gözetlemesi" diye dehşete düşersin.
Ben: "İnsanlığın, özgürlüğün getirdiği ağır sorumluluktan kaçmak için 'Büyük Birader'ine nasıl tapınmaya can attığını" deşifre ederim.
Simyacı
Sen: "Kendi kaderini çizen azimli bir gencin spiritüel yolculuğu" masalına kanarsın.
Ben: "Dünyanın merkezine kendini koyan, bencilliğini 'evrensel işaretler'le süsleyip pazarlayan bir narsisizm rehberini" incelerim.
Özetle, Sen, yazarın kurduğu o büyüleyici dünyaya kapılıp gitmekten bile acizken; ben ise yazarın o dünyayı hangi karanlık gerçekleri ifşa etmek için kurduğuna bakıyorum.
Bu platforma yakışır şekilde,
Beyinlerimiz savaşsın isterdim ama görüyorum ki silahsızsınız maalesef
Ayfer Tunç'un son romanı "Annemin Uyurgezer" geceleri tam bir hayal kırıklığı!
İyi bir romancı olmasına rağmen bundan bir önceki romanı "Kuru Kız" da hayal kırıklığıydı. Ama bu romanı "Kuru Kız"ı bile arattı!
Düzgün bir kurgu yok, hocasına histerikli bir aşkla bağlı bir öğrenci, onun annesi ve anneannesinin kısa bir öyküyle özetlenebilecek hikayeleri.
Anlatmış da anlatmış. Çoğu sayıklamadan ibaret.Belirli bir konu akışı yok, diri tutulan bir merak unsuru yok çünkü hikayenin izleği yok!
Romanı sıkıyorum sıkıyorum, bir kaç cılız damla dışında hiçbir şey düşmüyor hisseme.
440 sayfa, yazık değil mi? Zamanımızı, emeğimizi veriyoruz.
Fazla yerden yere vurmadiniz mi ? Kitap sadece histerikli bir aşk olayını anlatmıyor aksine içinde kuşaklar arası insan ilişkilerini özellikle anne kız, toplumsal statüdeki -akademisyenlik gibi- çürümeyi .. geçmiş ve şimdi ki Türkiye'nin kıyasini yaparken üstüne birde kadınların kuşaklar boyunca omuzlarında taşıdıkları taşıyabilecek leri yükü çok acı bir haliyle anlatıyor.. bunların hiç birini kitapta bulamadınız mi cidden ?
Aziz Kağan Güneş buna da çok katılmıyorum yani edebi eser olmadığı kısmına.. çünkü edebi dilde anlatım tarzları (tasvir, tahlil, bilinç akışı, iç monolog, iç diyalog vs.) çok iyi bir biçimde kullanılır ki bu kitapta kullanıldığını düşünüyorum.. ve evet katılıyorum çağdaş yazarlar kategorisinde bence en iyi yazanlardan biri Ayfer Tunç tür . Bu eserinde bir çok noktadan benim için güzel yerdedir. Umarım sonraki kitapları çok çok daha iyi olacaktır
Zorba, dillere pelesenk olan Çok gezen mi bilir? Çok okuyan mı? Soru kalıbına ışık tutuyor sanki. Çok gezmek kendi yaşadıklarımızdan öğrenmemizi sağlar, çok okumak ise farklı insanların,
Tamam olarak kitapta hissettiklerimi sevdiklerimi ve sevmedikleri mi yazmışsınız.. bende çok üzgünüm bittiği için ve aklımda çalan tek şarkı iki keklik bir kayada ötüyor.. otmede keklik derdim bana yetiyor.. aman aman..
Ayrıldıktan
sonra bitiyor muymuş? Öyle bir dünya var mıymış?
Ayrılık da bir ilişkidir nihayetinde, ayrılığı nasıl
yaşayacağın bir bakıma tercih işidir. Ben seninle
düşman olmayı hiçbir zaman düşünmedim. Sana
hissettiğim duyguları da, iyisiyle kötüsüyle hiçbir zaman
inkâr etmedim. Şunu unutma ki biz bitti demeden bu iş
asla bitmez Osman.