..artık “öteki” olduğunu düşündüğünüz şeyleri reddettiğiniz zaman bile, bu “öteki”, hâlâ sizin kendinizi tanımlamada başvurduğunuz bir nesnedir. Babanızı ve onun temsil ettiği şeyleri şiddetle reddedebilirsiniz fakat babanız, tam da bu reddetme edimiyle, sizin kendinizi tanımlarken kullandığınız mihenktaşı anlamında bir parçanız olarak kalıyor.
Kültürünüz, kendinizi ve kendinizi ayarladığınız idealleri tanımlamanızın temeli olmakla kalmayıp, aynı zamanda da size kimliğinizi bina ettiğiniz kavramları veriyor. Gerçekte - her ne kadar göstermesi daha zor olsa da - ötekilere olan borcunuz bunun da ötesinde: Sadece ruhunuzun içeriğini değil aynı zamanda kendi benliğinizin tipik kapasitelerini de ötekilerden kazanıyorsunuz. Bu iki açıdan, benlik özde toplumsaldır.
Bazen, korku, suçluluk ya da özsavunma dolayısıyla kendi kendimizden saklanıyoruz. Gerçekten de, çözümlenmesi çok güç bir biçimde, hissettiğimiz ya da yaptığımız şeyin hakikaten ne olduğunu bilmemizin önünü alarak kendi kendimizi anlaşılmaz kılıyoruz. Özaldatmanın yaşamlarımızda oynadığı rolün büyüklüğünü anlamak için Freudcu olmamız gerekmiyor. Bizi, kendi kendimizi düşürdüğümüz bu bilgisizlik tünelinden genellikle başkaları (...)çıkarıyor.
... Paylarından fazlasını depolayan ve kendilerini besleyen insanlar için de bu böyledir. Ellerindekini kaptırırlar. Bu konuda savaşlar olur... Uzun konuşmalar yaparak paylarından fazlasını ellerinde tutmaya çalışırlar. Bir bayrağın onlara bunu yapma hakkını verdiğini söylerler... Erkekler, sözler ve bıçaklar yüzünden ölürler ama Gidişat'ın kurallarını değiştiremezler.