Gerçekten ne yazacağımı bilmiyorum yazıp yazıp siliyorum çünkü bu sanat eserini yorumlayacak kelimeler kifayetsiz.
Serinin son kitabını zaten çok ertledim çünkü onlarla vedalaşmak istemedim. Her sayfasını yavaş yavaş ve sindire sindire okudum.
Bu seriyi bu kadar sevmemin ve bağlanmanın nedeni çok güzel mesajlar içermesi ve yazarın duyguları ustalıkla okuyucuya aktarması. Mutlu anlarında da ağladım felaket anlarında da çünkü onlarla bu ömrü yaşadım.
Hava Lordu Sina'yı, Ateş ve Toprak Lordu Daren'i bir de hayran olduğum İlahi Su Lordunu okumanın her sayfası bir zevkti benim için. Ama en önemlisi güçlü kızlarım; Sonay, Ayzer, Ariana, Vera ve hatta tanrıçalar çok güçlü karakterlerdi ve ihtiyacım olan şey tam da buydu.
Şimdi gelelim benim göz bebeğim Nova'ya... Onu o kadar sevdim ki o kadar iyi anladım ki... Hatırlıyorum ilk kitapta üstü çamura bulanmış biraz da utanmıştı herkesin içinde. Siğili belirmemişti, krallığı ve Lordu kayıptı. Hiç bilmediği bir dünyada yapayalnız tek başına yürüdü o yolları ve gökyüzü olmayı başardı. Nova benim için Azim ve su gibi olmayı simgeliyor.
Hayran kaldım ne diyebilirim ki?
Su Krallığının yıkılışı ve yine de başının hep dik duruşu, sadakati benimsemeleri ve sahip oldukları gücü diğerlerini ezmek için değil yukarıya tırtırmanmak için kullanmaları.
Hepsinin sonunda birleşip birlikte savaşması, arkada kalmışların öne atılması hepsinin o evi ne kadar sevdiğini ve benimsediğini gösterdi.
"Bu savaş alanına ev mi diyorsun?
Savaş her yerde var. Ev tek bir yer."
Sonuna doğru yaklaştıkça içimdeki korku giderek büyüdü ve ağlamaktan gözümde yaş kalmdı çünkü gerçekten hayran olduğum Su Lordu öldü ve Nova da ama geri dönmeyi başardılar.
Atlantis'in kapısını açtılar ve Tayga'yı çok bekledim. Onlar için o kadar mutlu oldum ki!
Tanrıçaların belalarını