"Beni koyup koyup gitme,
ne olursun
Durduğun yerde dur
Kendini martılarla bir tutma
Senin kanatların yok
Düşersin yorulursun
Beni koyup koyup gitme,
ne olursun
Bir deniz kıyısında otur
Gemiler sensiz gitsin bırak
Herkes gibi yaşasana sen
İşine gücüne baksana
Evlenirsin, çocuğun olur
Beni koyup koyup gitme,
ne olursun
Elimi tutuyorlar ayağımı
Yetişemiyorum ardından
Hevesim olsa param olmuyor
Param olsa hevesim
Yaptıklarını affettim
Seninle gelemeyeceğim Attilâ İlhan
Beni koyup koyup gitme,
ne olursun. "
"bu rüzgarın tadı senin hiç tadmadığın
bu yolcular bilmediğin bir yerden geliyor
konuştukları dil ömrünce duymadığın
gözlerini sakla sen burda bir yabancısın
akşam tren raylarına yağmur yağıyor"
"sen eğer yine İstanbul'san
aldanmıyorsam
yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine senin emrindeyim"
"Bundan on bir ay bilmem kaç gün sonra, bir gece Murat Dağı'ndan iki sefil, aç ve son dakikalarını yaşayan iki Yunan askeri dizleri titreye titreye, sürüne sürüne Dumlupınar'a ekmek dilenmeye gittiler ve yarım saat sonra bir ateşin alevleri önünde, siyah yeldirmeli, kadından ziyade intikam fırtınasına benzeyen müthiş bir kafilenin elinde parçalandılar."