Meryem Eker

Meryem Eker
"Crevez, chiens, si vous n'etes pas contens!"
6/10
·96 syf.··
2025 56. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Kasım 2025 23:41
Kitabin konusu ve isleyişi genel olarak sıradan bir kitaptı. Herhangi birçok eserde görebileceğimiz zengin erkek ve yoksul kız arasında gerçekleşen birtakım olaylar ve buna bağlı olarak gerek aile içerisinde gerek toplumda birçok çatışmanın ortaya çıkmasını konu alıyor kitap. Ahmet Mithat'ın Tanzimat Dönemi sebebiyle eserlerindeki babacanlık bu kitapta da bolca var. Ahmet Mithat'ın genel olarak kitaplarındaki ana karakterler her konuda bir ölçülü, dengeli olma çabasındadır. Hatta bu dengeli olma durumu bazı zamanlar o kadar fazla oluyor ki uç noktalara bile taşındığı çokça zaman oluyor. Hayliyle de bu da romanlara bir sıkılganlık veriyor. Okurken çok beğenilecek bir kısmı yoktu fakat sonu benim açımdan bir tık şaşırtıcı ve garip bir şekilde tatmin edici oldu diyebilirim. Sonu hakkında mutlu veya mutsuz gibi kesin ifadeler kullanmak yanlış ve eksik olur. Kitap hakkında bence en beklenmedik olay; daha bir sayfa öncesinden sert mizaçlı olduğu söylenen Hikmet Bey'in sonraki birkaç sayfada annesinden işittiği sözler üzerine daha fazla dayanamayıp kendini bir kuyuya atarak intihara girişmesidir. Elbette ki bu girişimde yalnızca annesinin basit azarlamaları dışında başta yakın ailesi olmak üzere toplumun her kesiminin baskısı da pek etkili oldu. Bunun üzerine annesinin ki sadece damlayı taşıran son damla gibi düşünülebilir ama bence Şems Hikmet Bey'in yapısı ve babasını küçük yaşta kaybetmesi gereği annesine fazlaca bağlı olmasından dolayı en çok da annesinden işittiği sözler onu kırdığı için üzüldü. Ahmet Mithat'ın bu konuda kesin bir açıklaması yok fakat ben böyle olduğuna inanıyorum.
ÇingeneAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20253,985 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Gerçek
9/10
·282 syf.··
Beğendi
·
2025 48. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Ağustos 2025 21:56
Kitap, Leksey'in babasının ölümü üzerine annesiyle beraber dedesinin evine yerleşmesiyle başlıyor. Daha sonrasında ise Leksey bu kalabalık evde gerek büyük öfke duyacağı gerek büyük sevgi ve saygı duyacağı insanlarla tanışıyor ve hayatının birçok ilkini -başta dayak yemesi- yaşıyor. Evde yaklaşık 10 kişinin beraber yaşamalarına rağmen Leksey, sanki hep bir yalnızlık içerisinde. Ama bu mecburen değil tercihen bir yalnızlık gibi. En ufak hatalarında torunlarını döven dedesinden, yalnızca kendilerini düşünen bencil dayılarından, kaçıp sığınabileceği tek kişi Ninesi Akulina oluyor bu evde. Ninesi, dedesinin söylediği gibi okul okumamış, okuma yazma bilmeyen "cahil" kadının teki olmasına rağmen Leksey en çok Ninesinin bildiklerini ve gördüklerini hayatında yer ediniyor. Maksim Gorki kitabında çocukluğunu olabildiğince yalın ama bir o kadar da etkili şekilde sunuyor okuyucuya. Çocuğun yaşına dair herhangi bir bilgiye hiçbir zaman yer verilmemesine rağmen yaşanan olayların üzerinden Maksim'in büyüdüğü ve yaş aldığı fark edilebiliyor. Ayrıca çevresindekilerinin -özellikle hayatında derince etki bırakanları- hazin sonlarını öyle anlarda açıklıyor ki şaşırıp kalmamak imkansız hale geliyor. Herhangi birinin ölümünden önce iyi ya da kötü, sevinç dolu ya da hüzünlü fark etmeksizin herhangi bir olayın hemen ardından veriliyor genelde. Örneğin Çingene'nin, Ninesinin ve Annesi'nin ölümlerini sadece öldüklerini bildiren ama oldukça etkili bir cümleyle açıklıyor. Bu da aslında ölümün gerçek hayattaki gibi aniden ve zamansız bir şekilde gerçeğini biraz daha pekiştirerek kitapla okuyucu arasındaki gerçek ve hayal duvarını biraz daha kırabiliyor.
ÇocukluğumMaksim Gorki · İş Bankası Kültür Yayınları · 201419,6bin okunma
Fazla Hissetmenin Eşiğinde
Puan vermedi·126 syf.··
2025 33. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2025 14:56
Genel olarak pek beğenebildiğim türden bir yapım değildi. Nitekim ben karakterlerin evli olan kadınlara karşı "uğruna ölecek" kadar büyük bir takıntı ve sevgi beslemesinden pek hoşlanamıyorum. Aynı duyguları Mehmet Rauf'un "Eylül" kitabında da hissetmiştim. Ahlaki değerlere uymuyor olması ya da bu gidişle evlilik denen yapıya çok daha güvensiz bir gözle bakılacağını bunun sonucunda ise toplumun büyük bir hızla yozlaşacak olması değil beni rahatsız eden. Karakterlerin her ne kadar kadına yüce duygularla taptığı düşünülse de bir yandan da Lotte'nin dediği gibi, elde edememişliliğin verdiği gereksiz bir gurur var bence. Bununla beraber ekonomik ve geçim sıkıntısı gibi bir kaygıları da bulunmadığı için insan duygularına, hayallerine, düşüncelerine çok daha fazla önem vermeye başlıyorlar. Sonuç olarak böylesine büyük bir burhan içerisindelerken karşılarına çıkan ilk heyecana atılmak istiyorlar ve Necip ve Werther gibi karakterler ortaya çıkıyor. Doğa, renkler, edebiyat, şiir, sanat, müzik vb. insanın hüzün duygularını pekçe pekiştiren olgular da bu gibi tiplerin ortaya çıkmasına tuz biber oluyor diyebiliriz. Ailevi durumu iyi olan, sürekli olarak birinin boyunduruğu altında bir işte çalışmak zorunda olmayan, parasal açıdan rahat olan ve dolayısıyla çok da işi olmayanların karşısına uğruna ızdırap çekebilecekleri bir kadınla karşılaşmaları ve onları birer Tanrıça olarak simgelendirmeleri o kadar da şaşırtıcı değil. Werther'in birçok acısına günümüz gözüyle baktığımızda çoğu zaman manasız bir dert arayışı gibi geliyor -başta kadınlara olmak üzere yine birçok konuya olan bakış açımızı daha geniş ve "yenilikçi" tuttuğumuz içindir muhtemelen-. Fakat üzerinden iki yüzden fazla yıl geçmesine rağmen Werther'in bazı sorunları gerçekten de günümüzde bizim de sıkça yakındığımız
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024149,9bin okunma
“Heyecan, Kayıp ve Otokontrol"
8/10
·177 syf.··
2025 32. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2025 21:16
Kumarbaz, Dostoyevski'nin kumar borçlarını ödemek zorunda kalmasıyla, yaklaşık 1 ay — sanırsam 25 gün — içerisinde Anna Grigoryevna'nın yardımıyla yazmış. Kumarbaz, diğer romanlarının aksine biraz daha kusurlu ve alelacele yazılmış gibi duran bir roman olmasına rağmen hâlâ başarılı sayılabilecek düzeyde bir yapıt. Hatta hızla yazılmış olmasının etkisi, okurken de fark edilebiliyor. Örneğin, Aleksey İvanoviç’in veya büyükannenin rulet oynadığı sahnelerde, masanın başında onlar gibi büyük bir heyecanla bekleyebiliyor, aynı zamanda alınan büyük risklerin korkusuna kapılabiliyor okuyucu. Her şeyden öte, Dostoyevski’nin diğer okuduğum romanlarda da Rusların o hummalı ve hastalıklı hallerinin yazar üzerindeki etkisi, Kumarbazda ayrıca etkili gibi. Bu da romanın ne kadar kısa sürede, kim bilir hangi düşünceler eşliğinde yazıldığını bir kez daha kanıtlıyor. Kitabın akışı öyle bir bağımlılık yapıyor ki bazen olayların heyecanıyla kendimi fazla kaptırıp hızlı hızlı okuduğumu, diğer bölümünün etkisiyle sakinleştiğimde ise o anlara dair hatırladığım tek şeyin müthiş bir şekilde zevk aldığımı fark ettim. Aynı sayfaları tekrar okuduğumda ise gözden kaçırdığım bazı detayların bile farkına vardım. İşte, tıpkı Aleksey İvanoviç gibi, o rulet masasında top nasıl umarsızca savruluyorsa okur da otokontrolünü o şekilde kaybedebiliyor...
KumarbazFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202388,4bin okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2025 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2025 17:20
Kitabın ilk adını duyduğumda "yaratığın" isminin Frankenstein olduğunu düşünmüştüm. Fakat kitabın da adı olan Frankenstein yalnızca yaratığın yaratıcısı olan Victor'un soyadıymış. Kitabı okurken bunu fark ettiğimde yaratığın insanlığa ve yaratıcısına olan öfkesini çok daha iyi bir şekilde anladım. Toplulumun yüzeysel yargıları sebebiyle yaratık yalnızca hor görülmemiş ona bir ad bile verilmemişti. Muhteşem bilim adamımız Victor uzun uğraşlar sonucu elde ettiği yaratıcığına bir ismi bile çok görmüştü. Kitapta son ana kadar "yaratık" "ucube" " iblis" ve daha nice kötü isimle adlandırılmıştı. Yaratığın en temel insanı bilgiden yoksun -cüssesi dışında- tam anlamıyla ilk insanları anımsatıyordu. Ateş yakmak, konuşmak, yazmak, sevmek ve saymak gibi bir çok insani hâl ve hareketleri kendi kendine öğreniyordu. Victor'un korkuları ve William'ın ve Justine'nin ölümleri yaratığın insani duygulardan ve erdemden yoksun olmasına bağlıyor ondan derin bir şekilde nefret ediyordu. Bütün ailesinin ve en sonunda acı bir şekilde Victor'un ölümüne sebep olan Yaratık mı suçluydu, yoksa yaşamı boyunca birçok durumda başta yaratıcısı olmak üzere nankör insanların kötülüklerine ve zulmüne maruz kalmasına sebep olan Victor mu suçluydu? Bana kalırsa Yaratığın durumu, aile ve arkadaş dolayısıyla sevgi bakımından Victor'a göre çok daha kötüydü. Victor'un aksine güzel bir görünüşü ve onu seven birileri yoktu. Yaratık her zaman yalnızdı ve son ana kadar yalnız kaldı. Elbetteki hiçbir suçu olmayan insanları öldürmesi tamamen insanlık dışı bir durumdu. Fakat zaten hiçbir zaman insan muamelesi görmeyen Yaratıktan insanlara has olan erdemden yoksun olması pek de şaşırtıcı bir durum olmasa gerek. Yaratık, daha en başta insanların sevgisinden mahrum kalmamış olsaydı ancak o zaman yaratıcısına ihanet
FrankensteinMary Shelley · İthaki Yayınları · 202121,7bin okunma