Lise 3'te arkadaşımla bir kitap fuarımsısına gitmiştik. Arkadaşım okuduğu Nar Ağacı'nı önerdi. Fakat ben okumaya yeni başlamış sayılırım, o kalınlıkta bir kitabı almak istemedim. Yazarın diğer kitaplarına bakarken bu kitabı gördüm. Adı Mor Mürekkep, kapağında bolca morluk var, sayfa sayısı da ideal deyip aldım. Kendimi bildim bile en sevdiğim renktir mor. O zamanki ben için de gayet makul bir sebepti bu kitabı almak için. Kütüphaneme bu şekilde girdi.
Neredeyse bir yıldır - okuma hevesiyle- elimde sürünen bir kitap kendisi. Fakat ya 3 ya da 4 kez açılmıştır kapağı. 224 sayfa aslında, çok değil. Her şeyin bir zamanı var, kitaplar dahil. Çok inanıyorum buna. Bazen bir kitap öyle bir anda gelir ki ona ihtiyacın vardır. Onun söylediklerini duyman gerekir. Böyle olunca inanılmaz bir etki bırakır kişi üzerinde. Bu kitabın da zamanı olduğuna inanıyorum. Bugün zamanıymış demek ki.
Bir deneme kitabı, yazarınsa okuduğum ilk kitabı. Okuyucu yorumları iki kutuplu ya dilinin gereksiz ağır ve sanatlı olduğunu söyleyenler ya da kitaba, kitabın ortaya çıkardığı o müthiş edebi çığlığa hayran kalanlar. Ben bu konuda da araftaydım. Dili ağır ve sanatlı, bu tartışılamaz bir gerçek. Bense olabildiğince dümdüz, söz sanatlarından çok anlamayan edebi his ve bakış açısına sahip olmayan biriyim. Fakat kitapta öyle denemeler var ki hissediyorsunuz ya hu! En azından ben hissettim. İnanılmaz keyif aldım bazılarında, bazılarındansa hiçbir şey anlamadım. Şiir seviyorsanız, üstü kapalı anlatım, o söz sanatlarının havada uçuştuğu satırları okumaktan haz duyuyorsanız geç kalmadan okuyun. Benim gibi dümdüzseniz de okuyun. Ama kendinizi zorlamadan. Belki birer deneme birer deneme. Yine de okuyun. Okunması, hissedilmesi, anlaşılması, altı çizilmesi gereken cümleler var.
Yıllardır en sevdiğim renk olan