Kendine yetebilmek yalnızlığı zorunlu olarak netice vermediği gibi yalnızlık da güçlendirecek diye bir kesin sonuç yok. Yaratılışı gereği başkasına muhtaç ve bundan dolayı hemcinsleriyle ilişkisi kaçınılmaz bir zorunluluk olan bir varlığın mutluluğu ve huzuru yalnızlıkta olamaz. Aynı şekilde gücü de..
Emre Kayaalp
@Emrekayaalp
·
"Kendi kendine yetebilen insanlar,
bir süre sonra yalnızlıklarıyla daha da güçlenirler."
Bu ifadenin mefhumu muhalifi, acısızlık veya huzur halinin hayali yok ettiği olsa gerek. Dramın hikayesi varken huzurunkinin olmayışına (onun sükunun anlatı olarak değil varoluş olarak bir değeri vardır) bir de bu açıdan bakılabilir.
“İslam medeniyet, miladî onuncu yüzyıl ile on sekizinci yüzyıl arasında dünyada eş zamanlı olarak bulunan birkaç bilim ve düşünce havzasından biri değildir, hâkim bilim ve düşünce geleneğini temsil eder. Dahası, en azından on altıncı yüzyıla kadar dünyanın başka bir bölgesinde İslam’ın oluşturduğu bilim, düşünce ve sanat havzasından bağımsız bir müstakil havza yoktur. Bütün bilim, düşünce ve sanat hareketleri ya bizzat İslam dâhilindedir ya da İslam’ın bir uzantısı olarak vardır. Bu sebeple İslam, bugün ilk bakışta akla gelenin tam aksine farklı tavırların, anlayışların, akımların ve mezheplerin hayat bulduğu geniş bir yelpazeyi temsil eder. Bu kitap, söz konusu geniş yelpazeden yalnızca varlık hakkında küllî araştırma yapmayı amaçlayan düşünce geleneklerinin özlü bir anlatımını sunmayı amaçlamaktadır.”
Kitabı okuyun ve okutun. Kelam, felsefe ve tasavvuf geleneklerinin bu kadar öz ve bir bu kadar da çerçeveyi çizen başka bir anlatımını bulmak çok zor. Kesinlikle tavsiye ederim. Hatta sadece eserlerini değil, Ömer hocayı da takip edin. TV ve diğer platformlardaki programlarını ve derslerini de izleyin. Kendisiyle aynı dönemde yaşıyor olmamız büyük bir lütuf.
İslam medeniyet, miladî onuncu yüzyıl ile on sekizinci yüzyıl arasında dünyada eş zamanlı olarak bulunan birkaç bilim ve düşünce havzasından biri değildir, hâkim bilim ve düşünce geleneğini temsil eder. Dahası, en azından on altıncı yüzyıla kadar dünyanın başka bir bölgesinde İslam’ın oluşturduğu bilim, düşünce ve sanat havzasından bağımsız bir müstakil havza yoktur. Bütün bilim, düşünce ve sanat hareketleri ya bizzat İslam dâhilindedir ya da İslam’ın bir uzantısı olarak vardır. Bu sebeple İslam, bugün ilk bakışta akla gelenin tam aksine farklı tavırların, anlayışların, akımların ve mezheplerin hayat bulduğu geniş bir yelpazeyi temsil eder. Bu kitap, söz konusu geniş yelpazeden yalnızca varlık hakkında küllî araştırma yapmayı amaçlayan düşünce geleneklerinin özlü bir anlatımını sunmayı amaçlamaktadır.