Estella geldi; bana biraz ekmekle soğuk et, küçük bir kupa da bira getirmişti. Kupayı avlunun taşları üstüne bıraktı. Ekmekle eti de bana, suç işlemiş bir köpekmişim gibi bakmaksızın verdi.
Öylesine küçük düşmüş, utanmış, gücenmiş, üzülmüş, kızmış, gelip geleceğime öyle pişman olmuştum ki... İçimde kanayan acının adını şimdi çıkaramıyordum... Ne olduğunu Tanrı bilirdi ya,
gözlerim yaş içinde kalıvermişti.