Şu hayatta en köklü alışkanlıklar terk edilebilir, kişilik bozuklukları düzeltilebilir, en sıkı dostluklar tasvayabilir, hatta bağımlılıklar bile aşılabilirdi, ama belki de değiştirilmesi en zor şey insanın bir yere duyduğu aidiyetti. Neden ayrılamıyorduk kanıksadığımız sokaklardan, şehirlerden, tekrarlardan? Bizi mutsuz etse bile yaşadığımız mekan niçin bırakıp gidemiyorduk uzaklara ? Bilinmeyene ?
"Topluca akıl yitirme" diye bir şey vardı. Kolektif bilinç kaybı. Eğer aynı halisünasyonu yeterli sayıda göz görürse , artık halisünasyon değil, hakikat sayılıyordu: eğer aynı acı gerçeğe yeterli sayıda insan gülümserse, acınası olmaktan çıkıp komik bir şakaya dönüşüyordu.