Zaman geçtikçe, birlikte yaşarken ve genetik değişimler olurken, vicdanımızı giderek damarlarımızda dolaşan kanın rengine ve gözyaşlarımızın tuzuna buladık, bu da yetmiyormuş gibi, gözlerimizi içimizi gören birer aynaya dönüştürdük.
Her şeyden nefret ediyorum. Yeni evden, okuldan, arkadaşlarımdan nefret ediyorum.
Büyükannelerden nefret ediyorum çünkü ölüyorlar. Kedilerden nefret ediyorum çünkü ortadan kayboluyorlar ve kiraz ağacından aşağıya inemiyorlar. Sevgililerden nefret ediyorum çünkü “Sana aşığım” demiyorlar. Kendimden de nefret ediyorum çünkü herkes görüyor ama ben göremiyorum.