Ancak kadının kendisini iyileştirebilmesi için öncelikle enfeksiyon kapmasına neden olan cümlelerden kurtulması gerekmektedir. Kendini “Buruşuk bir Yaratıcı’dan” alıp, içine çektiği acıdan ya açık bir biçimde ya da gizleyerek ama mutlaka kurtarmalıdır. Bunu yapmasının tek yolu da Yaratıcı’mn ürettiği metinlerinin üzerinden yeniden geçmesi olacaktır. Ya da aynı meseleye başka bir metafor aracılığı ile bakacak olursak, kadın yazar, “kendi imgesini kristal yüzeyden özgür bırakmak için” çok uzun bir süredir tüm kadınlara ne olması gerektiğini söyleyen aynayı kırmak zorundadır. Bu nedenle, on dokuzuncu ve hatta yirminci yüzyıl boyunca, Amerika ve İngiltere’deki kadın yazarlar, özellikle bu metinlere saldırmak ve yeniden yazmakla ilgilenmişlerdir. Erkek edebiyatının ürettiği kadın imgelerini yapısöküme uğratmış ve yeniden kurmuşlardır. Özellikle de Kraliçenin aynası ile ve paradigma niteliğindeki melek ve canavar imgeleri ile uğraşmışlardır. Ancak bu imgeleri inceleyip, mücadeleye girişirken bilerek ya da bilmeden, korku uyandıran paradigmalan yaratmış toplumun
değer ve varsayımlrını da reddetmişlerdir. Bu nedenle ataerkil
kurum ve gelenekleri açıktan açığa eleştirmediklerinde bile (ve bizim inceleyeceğimiz on dokuzuncu yüzyıl kadın yazarlarının büyük bir çoğunluğu bunu açıkça yapmışlardır) kendi gizli öfkesi üzerine hareket eden karakterler yaratmışlardır.