Jane Austen’ın yansıttığı kültür, cesedinin etrafına yayılmış bir moloz yığınından ibaret değildir. Aksine, yazann içinde yaşamayı öğrenmesi zorunlu olan sağlıklı ve kuvvetli bir yapıdır. Yerle bir olmuş binaların altına bakmak, (hatta daha da radikali) binalan bizzat kendisinin yerle bir etmesi şöyle dursun, Austen baba çatısının sınır ve sıkmtılannı itiraf etmekle birlikte, bu çatının altında yaşamayı öğrenmiştir de. Ancak önceden de gördüğümüz üzere, işe bu yapıya gülerek başlar ve bu yapının ne kadar büyük bir yüzdesinin kadının boyun eğmesine bağlı olarak ayakta kaldığına dikkat çeker. Ancak, eğer kendisi bir bina inşa etmek istiyorsa, elinin altındaki inşaat malzemesini kullanmak zorundadır -diller ve edebi türler, gelenekler ve basmakalıplar elinin altında bulunan malzemelerdir. Bunları reddetmez, ancak yeniden icat etmekten de geri durmaz