Mevhibe Özocak

Önünde sonunda, kelimenin gerçek anlamı ile eve “dönüşmek”, Simone de Beauvoir’m insanı ayırt edici biçimde insan yapan nitelik olarak tanımladığı bedenin, ruhani aşkınlığına duyulan umuttan yoksun bırakılmış olması anlamına gelmektedir. Böylelikle doğuma kapatılmak (ki on dokuzuncu yüzyılda bizim bugün “doğum” olarak adlandırdığımız duruma loğusalık/kapatılma adı verilmekteydi), en az bir ev ya da hapishaneye kapatılmak kadar sorunlu bir durum oluşturmaktadır.
Sayfa 142·Kitabı okuyor
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Son söz
Pangloss, kimi zaman Candide'e: - Olabilecek dünyaların en iyisinde, birbirine bağlanmıştır bütün olaylar; çünkü, Matmazel Cunegonde'un aşkı için güzel bir şatodan kıçınıza tekme yiyip kovulmamış olsaydınız, Engizisyon zulmüne uğramamış olsaydınız, yaya olarak Amerika'yı dolaşmamış olsaydınız, Baron Hazretlerine bir kılıç darbesi indirmemiş olsaydınız, güzel Eldorado ülkesinden aldığınız bütün koyunları yitirmemiş olsaydınız, burada turunç reçeliyle fıstık yiyemezdiniz, diyordu. Candide de, şöyle yanıtlıyordu onu: - Bunlar güzel sözler, ama bahçemize bakmamız gerek!
Sayfa 245·Kitabı okuyor
Bilgiç olduğu kadar her şeyle de ilgilenen Pangloss, boğulan müftünün adını sordu ondan. Yaşlı adam: - Bilmiyorum ve hiçbir zaman, ne bir müftünün, ne de bir vezirin adını öğrenmedim. Sözünü ettiğiniz olaydan da kesinlikle haberim yoktur. Devlet işlerine karışan kimselerin, kimi zaman çok acı biçimde öldüklerini ve bunu hak ettiklerini sanıyorum. Ancak, İstanbul'da olup biteni kesinlikle sorup öğrenmem; içinde çalıştığım bahçenin yemişlerini İstanbul'a satmaya göndermekle yetinirim, dedi. Bu sözleri söyledikten sonra yabancıları evine çağırdı: İki kızı ve iki oğlu, kendi yaptıkları türlü şerbetler, kaymaklı turunç reçeli, portakal, limon, ananas, fıstık, Batavya'nın ve adaların kötü kahvesinden karıştırılmamış saf Mohika kahvesi sundular yabancılara. Sonra da, bu iyi kalpli Müslümanın iki kızı, Candide'in, Pangloss'un ve Martin'in sakallarına koku sürdüler. Candide Türk'e: - Geniş ve pek verimli bir toprağınız olsa gerek? dedi. Türk: - Yalnız. yirmi dönümlük! Bu toprağı, çocuklarımla birlikte eker biçerim; çalışma, bizden üç büyük kusuru, can sıkıntısını, kötü alışkanlıkları ve yoksulluğu uzaklaştırır, dedi. Candide, çiftliğine dönerken, Türk'ün sözleri hakkında derin düşüncelere daldı yolda. Martin ve Pangloss'a: - Bana öyle geliyor ki, bu yaşlı adamın, birlikte yemek yemek onurunu tattığımız altı kralın talihlerine yeğlenecek bir talihi var, dedi.
Sayfa 234·Kitabı okuyor
sanatların geliştiği ve barış içinde yaşar gibi görünen kentlerde, kuşatılmış bir kentin uğradığı afetten çok, kaygı ve tasa kemirir insanları. Gizli acılar, genel sefaletlerden çok daha fazla acımasızdır
Sayfa 155·Kitabı okuyor
Matmazel, bakın, deneyim sahibiyim, dünyayı tanıyorum; kendinize bir eğlence edininiz, her yolcuyu kendi öyküsünü anlatmaya çağırınız. İçlerinden, yaşama sık sık lanet etmeyen, kendi kendine çok kez insanların en mutsuzu olduğunu söylemeyen birini bulursanız, bacaklarımdan tutup baş aşağı atın denize beni!"
Sayfa 102·Kitabı okuyor