Mevhibe Özocak

Metinlerarası gönderme
Kimse Albertine'i tanımadığı, kimse Proust'u bilmediği için bu kadar sefil ve acıklı bizim ülkemiz, diye düşünürdü ihtiyar gazeteci.
Sayfa 178·Kitabı okuyor
Bir gün Proust'u ve Albertine'i anlayacak birileri bu ülkede çıktığında, evet belki o zaman sokaklar­daki bıyıklı ve yoksul insanlar daha iyi bir hayat yaşamaya başlayacaklar, belki o zaman, ilk kıskançlık anında birbirle­rini bıçaklayacaklarına, Proust gibi sevgililerinin hayalini gözlerinin önünde nasıl canlandırdıkları üzerine hayallere dalacaklardı.

Mevhibe Özocak

, bir kitap okudu
Puan vermedi·579 syf.·
75 günde okudu
·
Okunma: 16 Aralık 2025 19:42
·
2025 13. kitabı
C. Wright Mills
9.2/10 · 46 okunma
Niyet ettim çağdaş sosyoloji teorileri dersi için Mills okumaya😀
Söylence ve tragedya bize her zaman çok geç kalındığını, daha önce yazılmış olan olayların akışını değiştiremeyeceğimizi ve bu olayların sessiz bir boyun eğiş ve kabullenmeyi dayattığını söyler. Evet, trajik olan bizi çepeçevre kuşatır, mekanizmalar bizim denetimimiz altında değildir ve en berbat olan her zaman için verilidir. Ama, bunların yanı sıra yaşam, gündelik olandır, çalışmadır, ahenkli türküdür, cinsel zevktir arkadaşça ilişkilerdeki coşkudur, "yıpranmış zamana yol verileceğini"' haber veren şenliktir, sözün, palavraların, armağanların ve dansların verdiği zevktir.
Sayfa 193·Kitabı okuyor
Cinsel zevklerin daha az baskı altına alınacağı bir yaşamın düşünü kuran, ama bu düşü gerçekleştirme cesaretini gösteremeyen, Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları'nda insanların temelde mutluluğu aradıkları ve en derin arzuların gerçekleşmesini dilediklerini söyler Freud. bu fikri çocukların ilk teorik etkinliğinin cinsellik etrafında oluştuğunu ("Çocuklar nereden geliyor?") bizzat gördüğünden ileri sürebilmiştir. Dolayısıyla, ilk bilgi, hem zevke hem de sıkıntıya bağlı olarak ortaya çıkar.
Tesettür bir giyim tarzı olmanın ötesinde; kadın ile erkeğin mekansal ayrışmasını, evde ve kamusal alanda erkek ve kadın bedenlerinin hareket alanlarını, erkekler ile kadınlar arasındaki uygun ilişkiyi, babaların ve kocaların karıları ve kızları, erkeklerin kadınlar üzerindeki otoritesini belirleyen ve aralarında akrabalık bağı bulunmayan erkekler ile kadınlar arasındaki ilişkileri kısıtlayan bir dinsel-kültürel davranış biçimini ideal olarak benimseyen bir yaşam tarzının ayrılmaz parçası.
Sayfa 216·Kitabı okudu
imamhatip mevzusu
Cumhuriyet' in eğitim projesinin özlü bir ifadesi olan ITK, "Milli Eğitim Bakan lığı'nın, dinsel hizmetleri sağlayacak 'kamu görevlilerini' eğirmek üzere özel okullar kuracağını" özel olarak belirtmiştir (Madde 4). Din eğitiminin "din hizmetleri için eğitim" biçiminde sınırlanmasına yönelik bu girişim, ilk günlerde itiraz görmese bile o zamanlardan bu yana tartışmalı bir konu olarak gündemde kalmıştır. 1945 yılında çok partili siyasete geçilmesiyle birlikte, ITK'nın ilk dönemlere özgü ödünsüz uygulamasından önemli sapmalar ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri, aslında 1924 tarihli Tevhidi Tedrisat Kanunu uyarınca kurulan İmam Hatip okullarının 1973 tarihli Milli Eğitim Temel Kanunu ile birlikte orta öğretim sistemine dahil edilmesidir. Yeni yasayla birlikte söz konusu okullar, öğrencileri dinsel hizmetler verebilecekleri biçimde eğitmenin ötesinde, onları yüksek öğrenime de hazırlayacaktı. Bu değişiklik sonucunda o dönemde var olan 29 İmam Hatip okulu önemli yapısal değişiklikler geçirerek İmam Hatip liselerine dönüşmüştür1 (Akşit, 1991).
Sayfa 102·Kitabı okudu
İkinci ve en belirgin olan özellik, bu okul(özel Atatürkçü modern lise) kül- türünde öğretmenlerin, kız ve erkek öğrenciler arasındaki kişisel ilişkiler konusunu, cinsellik, bekaret ve rasgele ilişki kurma gibi konu ve kavramlardan büsbütün yalıtılmış biçimde tartışmalarıdır. İmam Hatip liselerindeki kültürde gözlenen, erkek ile kadın (ya da kız ve erkek öğrenci) arasında akla gelebilecek herhangi bir ilişki söz konusu olduğunda, ilişkinin sadece cinsellik boyutuna yoğunlaşan yaklaşımın tersine, burada, açıkça cinsel terminoloji sayılan kavramları kullanmaktan kaçınmanın da ötesinde, flört ve özel ilişki ile cinsellik arasında bir bağlantı kurulmasında bile belirgin bir isteksizlik sergilenmektedir. Öğretmenlerin sergiledikleri bu tutum, Türkiye Cumhuriyeti'nde kadının tarihini çalışanlara aşina gelecektir. Söz konusu tutum, üst kesime özgü bir kültürel mirasın türevi olarak ortaya çıkmaktadır ve burada kadınların kamusal alanda görünmeleri, kendi cinsel kimliklerinin geri plana itilmesi koşuluna bağlanmaktadır.