"Belki de iplere hiç ihtiyacın yoktur. Kendi elinde olmasına bile... Ben kadere inanırım Meltem. Her şey önceden belli; ne olacağı, kiminle olacağı belli. Hiç kimse değiştiremez. Sen sadece rolünü iyi oynarsın ya da oynamazsın. Bu kadar. Kes bütün iplerini. Sen kukla değilsin. Kaderinin hakkını veren, müthiş bir oyuncusun. Zaten yapmışsın. Bırak 'öyle olmuştu, böyle olmuştu' demeyi. Olan biten her şey bizi bugüne hazırlamak içindi, talihsizlikler de öyle..." dedi.
Herkes dertte değil, herkes derste. Herkes derdiyle dersini alıyor. Ders alınacak, sınav geçilecek... Teneffüs ancak o zaman. Sen derdini çekmiş, dersini almışsın, şimdi artık ferahlama zamanı senin için. Öyle düşün. Selime Hanım'ın da sınavı buymuş, belki o da feraha gitmiştir" dedi.
Hayat mecbur bırakmadıkça insan hayatı boyunca hayatını sorgulamıyordu, sorgulamak için bir sebep gerekiyordu. Hayat pek çok kişiye bu sebebi veriyordu aslında; tesadüf sandığımız karşılaşmalar, kaderin oyunu sandığımız olaylar hayatın GÖR deme biçimiydi. Ama çoğunluk görmezden gelmeyi tercih ediyordu, hayatın akıntısının içinde kaybolup gidiyordu ya da büyük bir kayaya çarpıp parçalanıyordu.